Saatler romanında Michael Cunningham, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway’indeki Clarissa karakterinin içsel monoloğunu alıp, üç farklı yer ve zaman dilimindeki üç kadını anlatan bir dış sese dönüştürmüş. Diğer bir deyişle, Woolf’un Clarissa karakteri üzerinden irdelediği meselelerin evrensel ve zamansız olduğunu gösterircesine, bunları üç farklı karakterle işlemiş ve ortaya kadın olmak, ilişkiler ve ilişki içinde büründüğümüz kimlikler, ölüm ve ölümsüzlük konularında güzel bir roman çıkarmış.
Üç koldan ilerliyor Saatler: Hikayenin biri, 20. yüzyıl sonlarında New York’ta kadın partneriyle beraber yaşayan bir editör olan Clarissa’nın geçmişinde bir ilişki de yaşadığı şair arkadaşının aldığı edebiyat ödülü nedeniyle bir parti hazırladığı günü anlatıyor. Clarissa’nın benliğini sorgulamasıyla beraber Cunningham okuru, farklı ilişkilerde büründüğümüz kişilikler ve buna bağlı olarak hayatımızın farklı dönemeçlerinde ilişkilerle ilgili verdiğimiz kararların hayatımıza ve benliğimize etkisi, vazgeçilenlerle beraber ardımızda bıraktığımız olası benliklerimizle ilgili sorularla baş başa bırakıyor. Geçmişe dönüp bakmanın mutluluk vermesinin nedenlerinden birinin de gitmediğimiz olası yollarda her şeyin mümkün olduğu hissi olması üzerine düşündürüyor. İkinci hikaye, 1949’da Los Angeles’ta evli ve çocuklu bir kadının özgürlüğü ve kendi benliği ile omuzlarında taşımakla yükümlü olduğu anne ve eş kimliklerinin çatışmasını anlatıyor. Woolf’un Mrs. Dalloway romanını okuyan karakter açıkçası bana daha çok Kendine Ait Bir Oda’yı anımsattı. Üçüncü hikaye ise Virginia Woolf’un intiharının anlatımıyla başlıyor ve sonrasında Woolf’un Mrs. Dalloway’i kaleme aldığı zaman dilimini anlatıyor. Bu kısımda Woolf’un iç dünyasını başarılı bir şekilde yansıttığını düşünüyorum Cunnigham’ın.
Her üç hikayede de Woolf’un üzerinde durduğu temaları görmenin yanı sıra, onun kurgularındaki atmosferi, hezeyanlarının hüznünü ve sıkışmışlık hissini de soluyorsunuz, ki bu çok hoşuma gitti. Bunun yanı sıra kurgu ve anlatımıyla sonunu da beğendim kitabın. Yaratıcı bir fikirle aslında göründüğünden çok daha zor bir işi başarıyla kotarmış bence Cunningham. Kitabı da filmini de tavsiye ederim.