Her asrın insanının kendi sorunları var - ya da hastalığı mı demeliyim?-. Evet, yalnızlık, acı gibi konular evrensel ve bunların mülkiyeti bize ait değil fakat bizim dönemimizde daha bi hissedilir oldu sanki.-Nereden biliyorsun o dönemlerde mi yaşadın ? :) - Sanki direkt içimizde boşlukla doğmuşuz da biz büyüdükçe o da büyüyor gibi. Çağdaş edebiyat ile geçmiş yıllardaki edebiyatı karşılaştırdığımda bakıyorum da büyük içsel sıkıntılarımız, (azalmayı geçtim)gün geçtikçe artmaya devam etmiş. İnsan olmanın getirdiği karmaşadan mıdır, hayatın kendisi mi patlak bir tekerlektir ya da ne bileyim bu modern dedikleri kavram bizim hayatımızı sıkıp posaya mı dönüştürmeye çalışıyor , anlam veremiyorum kafam çok karışık. Bi sıkıntıdır var içimizde gitmek de bilmiyor, nankörlük de yapmak istemem çünkü şükür etmem gereken çok şey var hayatımda ama işte şu arada destursuz gelip içimize çöken şey beni yormaya başladı. İnsanı harekete geçmekten alıkoyan o his olayı orada sonlandırıyor.
Ekmel ve Derya ile beni ortak payda da buluşturan , beni düşüncelere iten bu hisler oldu.
"Oysa sabah vakit daha kolay geçer, müzik dinleyip kitap okurum, öğleden sonra hiçlik başlar, akşama doğru pekişir, güneş battığında kitaplar, müzik ve yeryüzü düşmandır artık bana."
"Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yanlızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler.."
İstediği sevgiyi alamayan , alabilmek için yanlış sularda yüzüp en sonunda boğulan biri var karşımızda. Kendi iç sıkıntısının dedesinden miras kaldığına inanan, dedesinden babasının babası olarak bahseden , babası ile de biyolojik bir ilişkiden daha ilerisine çok fazla gidemediği anlaşılan , annesinin babasını bariz bir şekilde sevmediği ve babasının kaderi de bir şekilde kendi kaderine dönüşen Ekmel Bey'in hikayesine günlükleri aracılığıyla okuyoruz. Yaşanılan ortam, aile bireylerimiz ve onlarla olan ilişkilerimizin bizi oluşturuyor olmasını bir anlığına idrak etmem bende bir anlığına ürpertiye yol açtı. Biz farkında olmadan ne kadar da etkileniyoruz birbirimizden. Bu da karşımıza iki yol çıkartıyor: Ya ailenin kaderi senin kaderine dönüşüyor ve aileninin daha kötü bir versiyonu haline geliyorsun ya da ailene benzemeyip kendi yolunda yürüyen biri haline geliyor ve onlardan kalan izleri iyileştirmeye ,zamanını kendini istediğin yolda iyi birine dönüştürmeye harcıyorsun ki bu en yorucu yol olsa gerek. Özellikle bunun farkında olup onlar gibi biri olmamaya çalışırken sürekli aklında bunun geziniyor olması gerçekten zordur.
Ekmel Bey dedesinden babasına babasından kendisine geçmiş bir hayata başlamış, belki de avukat olmak istemese de yolu ordan geçip evlenmiş , kızı olmuş ama hiçbir şekilde karşı taraftan kabul edilmeyip küçümsenmiş ve bu da ondaki ruhu son kez alıp- ilk ruh emiliminin gerçekleşmesinin annesi ile babasının ilişkisi olduğunu düşünüyorum- yitik bir karaktere dönüştürmeye yetmiş. Pili bitmiş kısaca ve yenisi de yok. Bürosunu kapatıp kendini eve hapsederek daha da içine kapanırken birileri ile sohbet etmek dertleşmek için evine birileri gelsin diye evini satışa çıkaran Ekmel'e dönüşüyor bir süre sonra. Ondan pek farkı olmayan Derya ile de bu şekilde tanışıp onunla sohbet etmeye başlıyorlar.
Derya da kendini bir karakter olarak göremeyen diğer bir karakterimiz. Aile hayatı kötü başlamış onun da. Anne - baba ilişkileri zayıf ve o da kendini abisine adamış onun için yaşayan biri haline gelmiş, kendisi yok. Abisi olmazsa kendisi de var olmayacak gibi hissediyor, abisi sevgilisiyle (Suzan) aşk iki kişilik olmasına rağmen üç kişilik bir ilişki yürütüyor , kardeşi de hayatlarında. Bu itiraflar Derya'nın güncesinden geliyor. Abisi resmen Suzan bana "FAZLA" diyerek aralarındaki ilişkiyi sonlandırıyor sonrasında. -Suzan'ın günlüğünü de okumak isterdim açıkçası neler hissettiğini tahmin etmek zor değil. -Derya kendi hayatında hiç var olmadığından Ekmel'e Suzan'ın hayatını anlatmaya başlıyor ve okurken benim içimi en burkan kısım burası oluyor. Kendi hayatının başrolü bile olamadığını söylüyor. Anlattığı hikayede kendisinden üçüncü kişi olarak bahsediyor ve aslında Ekmel'in de kendini en yakın hissettiği kişi o oluyor. Burada gerçekten kendini anlatsaydı farklı bir hikaye mi çıkardı karşımıza acaba? Hayal etmek serbest :)
Yaptığımız tercihler hayatımızı belirler ama bazen bu kadar da basit midir diye düşünüyorum. Neye yeniliyoruz da istemediğimiz hayatlara kapılıp gidebiliyoruz bu kadar? Eminim ikisine de 20 yaşlarındaki hallerine geleceği göstersek çok farklı şeyler yaparlardı, ve biz de yapardık sanırım. - Ya da Dark dizisindeki gibi boşa kürek mi çekerdik :)- Ama sonuçta önemli olan 'an'dır biz ne dersek diyelim.