Vasat bir kitap, okunmasa da olur, okunursa da sıkmaz, üzmez işte.
1987'de ve 2011'de iki defa sinemaya uyarlanmış, 2011'i bence boş verin ama 1987 yapımı olan filmi tavsiye ederim. Yalnız kitapta çirkin diye adlandırılan Kaptan karakterini Türk sinemasının en yakışıklı aktörlerinden biri olan Kadir İnanır oynamış. Bunun haricinde kitapta olmayıp da filmde olan bölümler var. Tabii bu filme özel mi yapıldı yoksa kitaba Orhan Kemal ekleme mi yaptı bilmiyorum fakat günümüzde de aynı sayfa sayısı ile çıkıyor kitap, o yüzden film için eklenmiştir muhtemelen. Mesela daha bugün bir abime de sorup teyit ettim, Murtaza kitabının ilk baskıları 100 sayfa civarı, günümüzde 300 sayfa üzerinde çıkıyor çünkü Orhan Kemal bir şeyler eklemiş kitaba sürekli.
Kitabın bir bölümden sonra yön değiştirip başka bir hikayeye evrilmesini sevdim, başladığı gibi gitse çok boş bulurdum kitabı muhtemelen. Bunun dışında dönemin sefaletini -o dönemleri pek bilmesem de- iyi yansıtıyor.
Ben bir kitapta ya da filmde kendi savunduğum şeyleri görmeyi severim. Örneğin ben insan sıklıkla içinde bulunduğu durumu meşrulaştırır derim. Yani mesela sevgilinizi aldatıyorsunuz diyelim, bunu bir şekilde meşrulaştırırsınız. Tamam yine yanlış olduğunu bilirsiniz ama içten içe de kendinize haklı nedenler yaratırsınız. Bu kitapta da ''bunu hak etti'' cümlesi bana öyle acımasızca vs. gelmedi, yüreğime de okunmadı, sadece çok insanca geldi çünkü insan böyle bir şey, sadece biraz fazla abartılıp romantize ediliyor insan, bence sorun o. İkinci olarak da aşkı anlatış biçimini sevdim. Öyle bir kutsallık atfetmeden içinde bulunulan şartlar altında olabilecek adaylar arasından biri seçiliyor işte, aşk budur. Silahlara Veda'da da çok benzer bir durum vardı, bir askeri mektuplaştığı ve hiç görmediği bir kadına aşık oluyordu.
Kitabın, hapishanedeki kadın ve erkeklerin cinsel açlığını vurgulamasını da sevdim ayrıca.
Emrah Safa Gürkan hayatta siyah ve beyaz gibi iyiler ve kötüler yoktur benzeri bir şey der. Kitap okumak size bunu gösteren güzel bit yöntemdir, bu yüzden de okumanız gerekir aslında. Empati yeteneğiniz artar, insanları daha iyi anlamaya başlarsınız. Bu kitaptaki karakterler de bence salt kötü değiller, insanlar bu yüzden de gerçekler ki zaten natüralist / realist diye sınıflandırılan bir yazar Orhan Kemal. Tabii bir dönem hapishanede kalması da karakterleri daha gerçekçi yaratmasında illa ki etkili olmuştur. Zaten maşallah ülke olarak o dönemlerde ne kadar edebiyatçı varsa bir şekilde içeri sokmayı başarmışız.
Son bir not; Bursa'da cezaevindeyken Nazım Hikmet, Orhan Kemal'i yönlendirmiş düz yazıya, yoksa şiir yazıyormuş kendisi. Hapishane arkadaşıymış bu ikisi, Nazım Hikmet, Peyami Safa'nın da Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu yazmasına ön ayak olmuştur hatta o kitabın ilk baskısında Nazım Hikmet'e ithaf vardır ama sonra bunların siyasi görüşleri birbirinden ayrılır ve birbirlerine baya düşmen olurlar. Hatta gazetedeki köşelerinden birbirlerine hakaretler ederler. Peyami Safa ''Bre vatan haini şarlatan!'' yazar hatta Nazım için. Sonraki baskılarda o ithaf da kaldırılır tabii.