Masumiyet Müzesi’ni okuyan her insan Kemal’i anlayamamıştır sanırım. Kemal’i anlamaya çalışırken aşkın psikolojik bir rahatsızlık olduğu tanımını atlamamak gerek. Bana kalırsa akıl yoksunluğu da denmesinde bir zarar yok. Aşkı hiç yaşamamış birine anlatamaz Kemal bunları. Yaptıkları o kadar gerçek ve aynı zamanda gerçeğe o kadar aykırı ki. Aşk da bu ikisinin arasında bir yerde işte. Gerçek ama akla aykırı.
Zaman zaman Kemal’in söyleyemediği her cümle benim içimde kaldı. Benim boğazıma düğümlendi. En zoru ise Füsun’u anlayamamaktı. Belki bu aşka dayanamadı belki de kapısında sekiz yıl köle olan bu adama hala güvenmiyordu ancak kadınlık gururun incindiğine eminim.
Kitap sürekli bir mutluluk nedir bağlanıyordu ve bir küpe tekindeymiş o mutluluk. Kemal bir ara mutluluğun unutulmaz bir anı tekrar yaşayabilmek olduğuna karar verdi. Nedir sizce mutluluk? Bazen sevdiğini görmek, bazen onunla vakit geçirmek, bazen de onu unuttuğunu sanmaktır. Mutluluk değişkendir. Mutluluk bardakta durduğu gibi durmayan bir şeydir. Önce mutluluk veren şey sonra vermez olur, bazen de önceden mutluluk vermeyen bir şey bize mutluluk verebilir. Babası Kemal’e yalnızca aptallar mutlu olur demişti. Belki de Kemal o yüzden mutlu bir hayat yaşadığını söyledi. Aptallık ettiğini anladığı için…
Kitapta her şey öyle anlatılmış ki sanki gerçek. Ama iyi ki gerçek değil çünkü gerçek olsa daha çok ağlardım. Ve bu kitabı en iyi yansıtan şarkı bana göre Elvis Presley’nin its now or never şarkısıdır. Kemal ve Füsun için ya şimdi ya da asladır.
Ve eklemek istiyorum Ayfer Tunç’un kapak kızı kitabında geçen bir cümleyi: “Bitmesi gerektiği halde sürüyorsa hastalıktı artık, aşk değil.”
Orhan PamukMasumiyet Müzesi