Derdi olan bir kitap, okurken böyle düşünüp durdum.
Körburun Adası. Çok güzel olmasa da kimsenin etkisinden kolay kolay kurtulamadığı bir kadını anımsatıyor bana. Seni içine çekiyor. Sonra kurtulmak istesen de görünmez bağlar buna müsade etmiyor. Hem şikayet ediyor hem onu geride bırakamıyorsun. Bir girdap gibi. Ne onunla ne onsuz. İşe Körburun’u anlatmakla başladım çünkü kitabın asıl karakteri o. Her şey orada başladı, orada bitti. Gerçekte varolmayan bu ada aslında Türkiye’nin bir minyatürü. Ülkenin yakın tarihine, diğerlerine nazaran pek de bilinmeyen bu adada yaşayan insanlar vasıtası ile tanık oluyoruz. 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs, 12 Eylül, ırkçılık, azınlıkların yaşadıkları, kitle psikolojisi vs. pek çok şey sindirilmiş bu adaya ve hikayeye.
Elbette perdenin önünde pek çok karakter var bize konuşan. Her biri birer “tutunamayan” neredeyse. Ülkenin siyasi gündeminden bağımsız bir yaşamı olamayacak kadar şanssız olanlar. En çok kadınlara üzüldüm bu hikayede. En çok onlar mutlu olmayı hak etmişlerdi. Erkekler öyle ya da böyle yollarını buldular, kadınlar hep olduğu gibi yitip gittiler.
Klasik bir kurgusu yok kitabın. 1960’lardan 1990’lara kadar uzanan zaman dilimde anlatılan üç kuşak var. Sıçramalarla ilerliyoruz. Bu da yazarın akıcı kalemiyle birleşince merak duygusunu inanılmaz körüklüyor. Yemek yerken, bulaşık yıkarken birdenbire aklınıza düşüyor Meral, Murat, Neriman.
Hikaye -mektuplar hariç- üçüncü kişi ağzından anlatılıyor. Genelde böyle olduğunda, anlatan kişi objektif olur. Kahramanların neler yaptığını kameradan onları izleyen bir göz gibi anlatır ya, hah işte burada anlatıcının kendi duyguları da var. Bu çok hoşuma gitti. Sanki sahiden karşınızda oturmuş size anlatıyor gibi kızdığı yerlerde bazen küfür, sevdiği yerlerde şefkat sözcükleri oluyor.
Hikmet Hükümenoğlu’ndan okuduğum ilk kitaptı. Tekrar söylemek istiyorum ki inanılmaz akıcı bir kalem. Bir başkası yazsa çok sıkıcı bir eser olabilirdi. İşin matematiği çok iyi ayarlanmış. Diğer kitaplarını da muhakkak okumak istiyorum.
İleriki fotoğraflarda kitaba dair ipuçları koymak istedim.
Beğenmediğim tek şey kitap kapağı. Bence hem eseri daha iyi yansıtan hem de görseli daha kuvvetli bir kapak olabilirdi.