Puan vermedi·688 syf.····Okunma: 11 Ağustos 2023 22:08 Fowles'ın okuduğum ilk romanı. Onu bu eserle tanımak hem zahmetli hem de keyif verici bir deneyim oldu benim için. Zahmetli diyorum çünkü kaleminin insanı ele geçiren havası ancak sonunda mutlak bir boşluğa bırakışı zor ama gerçekçi bir maceraydı. Bundan sonrası kitaptan "spoiler" içerecek bilginize :)
Kitap, karakterimiz Urfe'ün Londra'yı terk edip belki de fark etmeden kendini bulma arayışı ile Yunanistan'ın küçük bir adasına İngilizce öğretmenliği için gitmesiyle başlıyor. Bundan önceki hayatında ise anne ve babasını aynı anda kaybetmiş ancak bunun için gerçek bir üzüntü bile duymamış, kadınlara karşı "ıssız adamcılık" oynayan, eğitimli bir İngiliz genç görüyoruz. Mesafeli, kibirli, anlaşılmaz duvarlara sahip... Alison adındaki kızın hayatına girmesiyle duvarlarının yıkılışı, küçük mutluluklarla mutlu olabildiğini anımsaması ilk başta keyif verse de zamanla gözünü korkutuyor açıkçası. O zamanın insanında da açık seçik hislere, çetrefilli olmayan düz yollara karşı bir isteksizlik görüyoruz. Alison denen karakter de tam tarif ettiğim gibi dümdüz ve apaçık bir yol. Duygularını saklamıyor, neyse o. Belki de bu yüzden Urfe, ilişkilerini acımasız bir şekilde noktalıyor ve kaçıp gitmek ona olağan geliyor. Doğasında olan bu çünkü karakterimizin. Sonrasında ise Yunanistan macerası başlıyor.
Yazarın Yunanistan betimlemeleri aşık olunmayacak gibi değil. Adanın bakirliğini; kumsalının, insanının sürprizlere olanak vermeyen öngörülebilirliğindeki huzuru ve güveni çok güzel betimlemiş. Ancak her şeyde olduğu gibi bu adada da bir "giz" saklı. Köylüsünden okulundaki hocasına kadar herkesin sorulduğunda burun kıvırdığı ve eleştirdiği o adam: Conchis. Adanın en güzel köşesinde bir krallığa sahip olan bu adamdan pek sevilmeyen ve kibirli biri olarak bahsediliyor hep. Savaş zamanlarından kalma bir etiket var üstünde. Karakterimiz bu adamın gizine sürükleniyor ve bir şekilde tanışıyorlar. Aslında tanışma zamanları geliyor. Conchis çok akıllı bir adam. Açıkçası karakter gibi ben de onun anlattığı şeyleri okurken büyülenmiş hissine kapılmadan edemedim. Önce kendini ve gizini medyum olduğunu söyleyerek açıklıyor. Ancak sonrasında bunun bir kandırmaca olduğunu anlıyoruz. Aslında kitaptaki çoğu şey "kandırmaca". Gerçeklik algınızı sorgulamadan okumanız imkansızlaşıyor. Kurmaca dünyanın içinde neye uğradığınızı anlayamadan okumaya devam ediyorsunuz. Sonrasında gelişen olaylar, ikizler, tiyatral sahneler, psikolojik çözümlemeler, mitolojik ögeler...
Sonlara doğru olan mahkeme sahnesi ve karakterimizin yaptığı seçim gayet akıllıcaydı. Gerçek hayatta da böyle mahkemeler ve oyunlar olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim. Belki de vardır, kim bilir... Urfe, kendini üst tabakadan gören, hayatı çözümlediğini sanan "sıradan" bir insan olarak bu kadar prodüksiyonu hak ettiyse, Conchis gerçekten var olsaydı "gerçek" suçlulara nasıl bir ders verirdi diye hayal etmek keyifliydi:)
Kitabın sonu ise insanı birden boşluğa düşürecek cinstendi. İnsanın doğası neyse o olarak var olmaya devam ettiğini, değişimin büyük bir yalan olduğunu çözümlemek acı ama gerçek bir sondu.
Sonsözde yazar kitabın bu kadar tutulacağını tahmin etmediğini itiraf ediyor. Ayrıca basıldıktan sonraki yıllarda değişime gittiğini ve kitabı tekrar bastığını da. İkizler yokmuş mesela. Eklenmesi ise akıllıca olmuş. Kitap bittikten sonra 68 yapımı olan filmini de izledim. Bir şeyin hem kitabı hem de filmi varsa önce kitabını okumayı yeğleyenlerdenim :) Tahmin ediyorum ki ilk basım filmdeki gibi. O yüzden düzenlenip tekrar basılması bence çok yerinde bir hareket olmuş.
"Büyücü", aklının sınırlarında gezinmeyi seven okurlar için mutlaka okunması gereken bir kitap. Bir süre sonra sayfalar arasında gezinirken kendinizi varsayımlarda bulunurken ve her sayfayı daha bir istekle çevirirken bulacaksınız. Ayrıca nefis Yunanistan betimlemeleri bile okumak için büyük bir sebep...
Keyifli okumalar...