Vaktiyle bir Atsız varmış ,var olsun !
Ruh adamı okurken hem bitmesin istedim, hem o kadar sürükleyiciydi ki elimden bırakamadım. Atsız'ın kalemine bir kez daha hayran oldum. Eski Türkçeyle yazılmış kelimeler , günümüz Türkçesiyle yazılmış gibi aktı gitti.
"Bir erkek Izdırap çekiyorum, sen de beni seviyor musun?" diye sorar , bir kadın "sus ,sus ben de ızdırap çekiyorum." diye cevap verir .
Kitapta her şey bu cümleyle başladı...
Binlerce yıl önce Burkay adında evli bir adamın bir kıza aşık olup ,aşkı için karısını kurban adaması üzerine, karısının " kıyamete kadar dünyaya her gelişinde ruhun ızdırap içinde çalkalansın." Bedduasınım Tanrı tarafından kabul olunması , Burkay'ın ruhunun binlerce yıl sonra Selim Pusat adında bir yüzbaşının ruhuna yansıması ...
Kralcı olduğunu söylemesiyle meslekten ihraç edilip, hapse giren Selim Pusat kendini boşlukta bulur , kendinden 25 yaş küçük edebiyat öğretmeni karısı Ayşe'nin öğrencisi Yeşil gözlü Güntülü'ye aşık olur.
Atsız'ın şairliğini de konuşturduğu bu kitapta daha önce bir okula öğretmen olarak atanan Atsız'ın , bir öğretmene aşık olması, duygularını ;
Ruhun mu ateş yoksa o gözler mi alevden ?
Bilmem ki bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Diye başlayan şiirini mektup halinde öğretmenin dolabına koyması ve öğretmenin karşılık vermemesi üzerine "Geri gelen mektup" u ve yeşil gözlerini Güntülü karakterine yansıtması,kendinden izler bırakması, kendi hayatından izler bırakması...
Şeref arkadaşım diye yazdığı aslında kendi vicdanı ile olan yüzleşmelerini , şerefin(vicdanının) onu her uyarışında şerefin kalbinin kanamasını, sürekli Selim Pusat'ın kendini şerefin mezarında bulması çok manidar .
Beni en çok sarsan şüphesiz sürekli şerefle yüzleşmesi ve büyük mahkeme bölümü oldu. "Gerçek ülküler yerine boş işlerle uğraşıp, boş işlere