Herkesin içinde bazı vakitler suskun fırtınalar kopar. Öylesine bir fırtınadır ki bu; tüm bedeni yıkar ve kalbi paramparça eder. İçimize attığımız sıkıntılar, sanki kalbe çok yüklendiğimiz için bizden acısını çıkarırcasına, pervasızca ve şiddetle bir fırtına koparır. Taşıdığımız her bir ufak sıkıntı büyür büyür ve dağ olur sanki, sığmaz içimize, dışarı çıkmak ister, terk etmek ister bulunduğu yüreği. Bunların olmasına neden izin veriyoruz? Neden kendi kendimize bu zulmü çektiriyoruz?
Yaklaşık üç ay önce bir kitap fuarında tanıştığım bir yazar olan Taştan Çıralar' ın okuduğum ilk kitabı. O kadar nazik ve o kadar beyefendi bir kişiliğe sahip ki, kitabını almamak imkansızdı resmen. Şimdi ise kitabı bitirdiğim için şunu söyleyebilirim: iyi ki almışım...
Kitap çok naif bir dille yazılmış bana göre. Yazarın hikaye anlatış biçimi de bana biraz Sabahattin Ali' yi hatırlatmakta birlikte okurken çok keyif veren bir kalemi var. Anadolu'nun kendi içinde yaşadığı ve yaşattığı zorlukları çok ustaca bize aktarmış. Karakterlerin her biri bir Anadolu insanı, hepsi içimizden birileri gibi, hatta sanki bizi yazmış gibi.
Tamamıyla kurgu olmayan bu romanda, yazar kendi hayatını aslında hikaye biçiminde ele almış. Yaşadığı her bir zorluğu sanki okurken siz yaşıyorsunuz. Verdiği mücadeleden sanki siz yoruluyor gibi oluyorsunuz. Kendine bir hedef belirleyen ve bu doğrultuda her çabayı gösteren birisi olarak sonunda amacına ulaşıyor ancak, hayat hiç bir zaman bembeyaz olmuyor, bir yerlerde mutlaka ufak da olsa lekeler kalıyor. Temizlemeye çalıştığımızda ise daha da beter ederiz. Bu yüzdendir ki belki de o lekeleri kabul etmemiz gerekir...