Ressamın İsyanı, Caravaggio üzerine bir roman. Ama o kadar değil elbette. O kadar çok alt başlık, değini, anektod, hikâye var ki...Kapitalizm, sanatın piyasalaşması, kavramsal sanat adına yapılan saçmalıklar, yapay zekâ, fast food seks, tacizden korunma amaçlı “sözleşmeli(!)” seks, miadını dolduran evlilik kurumu, fast food edebiyat, dinler tarihi, din/sanat ilişkisi, John Lennon, küresel ısınma, Gılgamış destanı, insanlığın geleceği...Caravaggio üzerine kitap yazan bir erkek ve onun bu arayışa dahil olan aşk hikâyesi üzerinden kurgu ilerliyor. Caravaggio eserlerinin bulunduğu tüm coğrafyalar “mekân” olarak kitaba giriyor. Kahramanımızın/yazarın İtalya başta olmak üzere dünyanın her köşesinden kadın/erkek dostları da roman kahramanları arasına karışıyor ve okurun ufkunu açıyor.
Kitap “roman” olarak nitelendirilmiş. Ancak bu çerçeveye sığmıyor. Kurmaca da var, anı da, deneme de, biyografi de...Hatta kitabın sonunda yazarın “aktivist” olarak bir imza kampanyası çağrısı ve bununla ilgili olarak Papa’ya mektubu bile var...Kitapta sık sık “yazar” olarak değil, “erkek kahraman” olarak Gündüz Vassaf’ın sesini, sözünü duyuyoruz. Erkek kahraman bazen “kurgusal” bir karakter oluyor, bazen Vassaf kahramanın yerine geçiveriyor. Gündüz Vassaf küresel bir okur/yazar; klişelere, genelgeçer yargılara, entelektüel çevrelerde itibarlı söylemlere kolay teslim olmayan, “inanmamaya inanan” bir dünya insanı. Hem dünü hem de bugünü sorgulayan, didikleyen, itiraz eden, genel geçer yargılara, kabullere kolayına teslim olmayan, dobra dobra konuşan, yazan bir çağdaşımız. Batılıların STK’larla vicdan temizlemesine de itiraz ediyor, “siyasi doğruculuk adına kelime polisliği” ile “samimiyetin sansürlenmesine” de...İslamda “resimsizlik”e de, “din diktatörlüklerinin” baskılarına da,...”Aidiyet” hapishanelerine de, solun çelişki ve açmazlarına da...
Ressamın İsyanı, bütün iyi kitaplar gibi kafamda birçok soru işareti açtı. Caravaggio için “Leonarda, Michelange Botticelli antik Yunan özentisinde insanı abartılı güzellikte yaparken, o kendi halinde resmetmiş. Gerçeğin doğallığında ideali silmiş, resmi tepetaklak etmiş. Sanat dünyasını sarsmış.” diyor. Sanat ve “güzellik” ilişkisi üzerine tartışılacak ne çok şey var. Bir de sanatçının dönemin iktidarına, egemen inancına teslimiyeti konusu var. Caravaggio’nun resimlerindeki o baskın karanlık duygusu ışık ve gölgeyle yaratılan o tekinsiz dünya döneminde “ezber bozan”, kilise tarafından kabul görmeyen bir tarz. Caravaggio “ Azize Lucia’nın tepesine melek koymasını isteyenlere ‘Melekler varsa, gösterin yapayım” diye meydan okumuş. Meryem modelleri de fahişelermiş. Üstelik bunu engizisyon döneminde yapabilmiş. Yazar, Caravaggio’yu Nazım Hikmet’e benzetiyor. Yaşadıkları dönemde “Ölüsü dirisinden makbul” ve bugün “bir kültür mirası” olarak...Kitabın sonunda Vassaf’ın Papa’ya bir mektubu ve bir kampanya duyurusu var. Engizisyon tarafından sapkın ilan edilip yüzüne demir maske geçirilen ve yakılan Giordano Bruno’dan özür dilenmesini istiyor. 400 yıl sonra...
Ressamın İsyanı, bitmesin istediğim, pek çok şey öğrendiğim bir kitap oldu. Vassaf’ın diğer kitapları gibi. 663 sayfalık kitap, benim gibi uzanarak okuyanlar için çok zorlu. Ama kitap öylesine kendine çağırıyor ki, kolunuz ağrısa da elinizden bırakamıyorsunuz.