İklimler gibi romantik olan tabir yerine alternatif bir adı olur muydu kitabın diye düşündüm kitabı bitirdikten sonra ve "Roller" daha gerçekçi olabilirdi belki. İkliminiz, ilişki içinde girdiğiniz rol ve bu rolü kimden çaldığınız ise kendinizin bile bilmediği veya bazen itiraf etmekten kaçındığı ise ilişkilerin ortak macerası. İlişkilerde edinilen kimliklerden, payınıza düşenin hangisi olduğuna karar verebilmek, aşkın muzip bir bilmecesi. Bu bilmeceyi birbirlerine ve özellikle kendilerine karşı oldukça dürüst davranarak mektuplarında ifade eden karakterler, ilişkilerindeki kimlikleri paylaşıyor okurla. Kitaptaki üç kahramanın ilişkileri içindeki girdiği rolleri okudukça fark ettim ki, kendi kurduğumuz oyunlara inanılmaz sadık olabilen iki yüzlü ve bencil oyuncularız ilişkilerimizde, evet en kısa haliyle olay bu işte. Romantizmin aldatıcılığına bırakmayalım kendimizi. Yazar da belki bunu istemiştir, bu aldatıcı görüntünün altındaki acı veren zevkli oyunu irdelerken kendimize ne kadar dürüst olduğumuzu anlamamızı belki. Çünkü karakterler de, önünde sonunda, yine kendileri tarafından buna mecbur bırakılıyor. Kitapta romantizliğin vurgusu altında o çıkarlarıyla beslenen aşk duygusunu hissederken, kendi iklimimin nasıl bir şey olduğunu tanımlamaya çalıştım aslında. Ortaya korkunç bir izdüşüm çıktı.
Kendi döngüsünü bir diğerinde gerçekleştirmeye çalışan üç kişi: Philippe, Odile ve Isabella. Bir diğerinde var olmaya çalışıyorlar veya var olduklarını iddia ediyorlar... Bir diğerinde var olmaya çalışmak, kendine yetememenin biricik izahı gibi. İki mektuptan oluşan bu kitaba inceleme yazarken sanırım Isabella'ya mektup yazıyor gibi olacağım... Isabella, bir yerde şöyle diyor sevdiği Philippe'e: "Kendimi çok ölçülü, dikkatli buluyordum. Ne kadar garip, diye düşünüyordum. Bütün çocukluğum sırasında, somurtkan ve akıllı uslu bir çevreye karşı isyan halinde, şair ruhlu bir küçük kızdım; oysa şimdi, Philippe, bana dışarıdan bakınca, bende özgür olduğumu sandığım kalıtım izleri buluyor gibi. Mektubu tekrar tekrar okuyor, elimde olmadan kendimi savunuyordum: "Suç işlerken yakalanmış çocuk haliniz..." iyi ama, bu azarlanmış çocuk hali bende nasıl bulunmasın, Philippe? Tasavvuru sizce güç olacak bir baskı altında büyüdüm. Yanımda Matmazel Chauviere, ya da annem bulunmadıkça evden dışarı çıkamazdım... Sizin Odile’in çocukluğu, kendisini serbest bırakan bir anne baba yanında geçmiş, Philippe... Ama, bundan dolayı çok acı çektiniz... Can sıkıcı hassaslığım mı?.. Nedeni var, çevremdekiler o kadar duyguluydular ki... Ben, aşktan, ailemin benden esirgediği ılık, okşayıcı bir iklimi bekliyorum... Alçak gönülülüğüm mü? Gurursuzluğum mu?.. Çocukluğum devam ettiği süre içinde, bana hep kusurlu, orta derece denildiğine göre, benliğime nasıl güvenebilirim?" Kendi döngüsünü ilişkisinde gerçekleştirmeye çalışan çünkü bundan ötesinin, diğer türlüsünün mümkün olmayacağını düşünen Isabella... Kitabın benim için iyi tarafı Isabella'nın konuşmaya başladığı kısımdır. Kendisine karşı kimi zaman öylesine dürüst oluyor ve ciddi bir cesaretle bunları öyle iyi şekilde ve eksiksiz kabulleniyor ki... Hemen ardından ise, kendi istekleri için kendini başarılı şekilde manipüle edebiliyor. Sıkıcı bir okur olarak, kitabın bir yerinde kendimi bulmak istedim sanırım ve Isabella'da buldum. Diğeri için kendini yeniden gerçekleştirme isteği ancak ikimizde bu kadar güçlü ve ısrarlı gerçekleşebilir çünkü.
İkimiz de sevdiğimiz kişi için, kendi benliğimizden vazgeçmeye hazırız. İkimiz de bunu, daha zor ve manipülatif yollardan gerçekleştirmeyi tercih ederiz. İkimiz de, karşıdakini karşıdakinden fazla düşünme haddini sırf onu sevdiğimiz için kendimizde bulabiliriz ve sevdiğimizin gözünde yitip gidecek olsak bile sonunda, eğer onun için daha iyi olacağına karar vermişsek, onun gözünde kötü olarak addedilmeyi ve onun için acı çekmeyi de yeğleyebiliriz. Onun için, onun gözünde, onun istediği gibi, onun için daha iyi.... İkimizin de bu sözleri eksik olmaz dilimizden. Isabella, acıyorum sana ama çok sevdim de. Acınası bir masumiyetin var, senin de söylediğin gibi derinlerdeki şeytani ruhunun üzerinde tül gibi serilmiş şekilde o masumiyet: "Evet Philippe, doğru... Anlayışsızlık ediyorum. Yemin ediyorum, bir daha yapmayacağım." Ama, ertesi gün, içimdeki bir şeytan, bana aynı gereksiz cümleleri fısıldıyordu." Sevmenin ve sevilmenin tehlikeli sarsıcılığını Philippe'in ve Isabella'nın aşkında da, yazarın başarılı aktarma yeteneği ile görebildim. Isabella'ya tek bir şey söylemek istesem, şunu derdim: Kendi hayal kırıklıklarının içinde acı çekerek büyümelisin. Hani sen de şöyle söylemiştin ya: "O kadar büyük umutlar beslemiştim ki, gerçek, onları karşılamaktan uzaktı." Kendi kafanın içindekiler, kafanın içinde öyle muazzam bütünlüğe sahip ki, hiç çıkmamalılar oradan...
Kitap da yine Isabella'nın şu sözleriyle biter: "Eğer seni elimde tutabilseydim, sanırım mutlu edebilecektim. Ama, alın yazımızla isteklerimiz, hemen her zaman birbirine zıt gider."