"Cehennemî bir bunalımdan bir cennet şiiriyetine dönüş…"
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2023 28. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2023 18:06
İlk satırlarını çizdiğim bütün kitaplar beni fazlasıyla heyecanlandırır. Ve o satırların altını, merek ettiğim bir sonranın beni ittirmesine telaşla karşı koyarak çizerim ve yeniden okurum ve yeniden okurum… Cümleler mi efsunlu yoksa ben hiç beklemediğim kadar kendime mi çarptım o cümlelerde? Hem de bu kadar erken?.. Bir savruluşun emin bir tutunuşa evrilişini tutuyorum o sıra ellerimde. Ayşe Şasa Hanımefendinin ifadesiyle gaflet çölünden hayret yaylasına ulaşmanın serüvenine bir adım atıyorum. Onun başından geçenleri okuyorum; böylesine iki farklı insan arasında yaptığı yaklaşık on sekiz yıllık bir iç yolculuğun “delilik ülkesi”nden geçişine şahitlik ediyorum fakat o yolda ara sıra kendime de rastlıyorum. Tam seçemiyorum fakat oradayım. Orada olmalıyım zaten yoksa neden okurken ateş bassın beni, odamın tavanı üzerime üzerime iniyormuş gibi hissedeyim… Adeta onunla beraber ateşlere atlıyorum ve onunla beraber nurlarda yüzüyorum. Yolun sonunda sevinçliyim, onun kurtuluşundan kendime de bir kurtuluş payı çıkarıyorum çünkü “müminler kardeştir” diyerek. Kitabı okurken beni saran ruh hallerinin kelimelerle ifade edilebilecek kadarını anlatmaya çalıştım. Bu kadarını bekliyordum açıkçası. Biraz araştırma neticesinde Ayşe Şasa Hanımefendi hakkında epey bilgi edinmiştim. Burada onun mesleki hayatına değinmeyi pek istemiyorum. Burasını merak edenler araştırabilir. Ben, kitaba ve bu çetrefilli yola odaklanalım istiyorum daha çok. Bu yolculuğu zihnimde üç döneme ayırarak irdeleyeceğim. Dönem adları ve sayısı kitaptan olmayıp tamamen benim uydurduklarımdır. 1- Yoldan ve Kendinden Habersizlik: Burada Ayşe Şasa tamamen, genelde dinden ve özelde İslam’dan kopuk bir yaşantısının olduğunu ve hatta hiç İslam’ı tanımadığını, ruhen bir rahatsızlık hissetse dahi bunu akılla ve somut gerçeklikle halledebildiğini anlatıyor. Ki bu dönem benim anladığım kadarıyla lise yıllarından yirmi beşli yaşlara kadar devam ediyor. Aynı zamanda dünyayı o sıralar marksizmle anlamlandırdığını kitapta okuyoruz. Senaristliğe başlaması ve de Kemal Tahir ile olan tanışıklığı tam bu sıralarda oluyor. 2- Ruhi Tükenmişlik ve Delilik Ülkesi: Sürekli devam eden ruhi arayış, dünyayı ve çektiği acıları anlamlandıramayışı, hümanist kültürün onda yattığı buhranlar otuzlu yaşlarına geldiğinde son kerteye varıyor ve şizofreni tanısı konuluyor. Bu dönemi kendi cümleleriyle şöyle yazar: “Şizofreni… Ölümcül bir iletişimsizlik çukuru… Hiçliğin, saçmalığın alacakaranlık uğultusu. / Evimin bir odasında, yıllarca hareketsiz yattım. Bir mağara tabanında yaralı bir hayvan misali…” Ve devam sanrılar, herkesten dışlanmak, ezana karışan çan sesleri, ikinci dünya savaşının ortasında kendini bulmak halleri, odasının duvarında gördüğü İsa Mesih’ler, her şey ben yaşarken oldular, 100 gr melleriller, zamansızlık ve zihnin çöküşü… 3- Füsus’ul Hikem ve İbnü’l Arabi ile Yeniden Doğuş: Ayşe Şasa hanımefendi devam eden bu nevroz sürecinde İbnü’l Arabi’nin Füsus’una rastlıyor ve okuduğu ilk cümle bir hadis-i kutsi olan “Ben gizli bir hazineydim; bilinmeyi istedim” oluyor. Bu onun ruhunda derin tesirler bırakıyor ve o yattığı mağaranın tavanının açılıp içeri on sekiz bin alemin nurunun dolduğunu hissediyor. Bütün o anlamsızlıklar al aşağı olup sonsuzluğa kement atıyor; sonsuzlukta yüzer oluyor. Eşyaya ve varlığa dair tasavvuru bambaşka bir şekle bürünüyor; en baştakilere tamamen zıt bir şekle. Artık onun için ölüm bir firkat değil bir vuslattır; insan manasız ve başıboş olmayıp vahyin muhatabıdır. Ve daha nice şey…Ve bütün bu fark edişlerle gelen hayret… Ve kalpte doğup dilden dökülen “Rabbim hayretimi artır” duaları… Yolculuk burada son buluyor sonsuzluğu bulmanın ve kendini sonsuzluğun kollarına emanet etmenin dinginliğiyle. Yazarın deyimiyle bu, “modern bir cahiliyeden din dairesine dönüş”ün hikayesi. Ayşe Şasa Hanımefendinin böyle bir yolculuğu kitaplaştırıp insanlığa açarak özellikle psikoloji alanında bazı şeyleri yanlışladığını söyleyebiliriz. Örneğin şizofreninin biyolojik bir rahatsızlık olup dini bir yönelişle ya da dini bir bağla iyileşemeyeceği kabul edilir modern psikolojide. Lakin bunun pekala mümkün olduğunu görüyoruz burada. Ki kitabın sonunda çeşitli psikiyatrların da buna dair eleştirileri de var. Ve aynen böyle söyleyerek şu sonuca varıyorlar: Bu şekilde iyileşebildiğine göre o zaman Ayşe Şasa şizofreni değildi. Bu tanıyı da yine zamanında psikiyatrların koymuş olması biraz gülünç. Sonuçta bu tanıyı Ayşe Şasa kendisi koymadı. Psikoloji alanında herhangi bir yetkinliği bulunmayan lakin İslam’ın ruhu iyileştirici yönüne samimiyetle inanan ben, buna karşı çıkarak böyle bir şeyin mümkünatına Allah’ın takdiri penceresinden bakarak inanıyorum. Dediklerime belki bir delil olması hasebiyle ufak bir şeyden daha bahsedip bitirmek istiyorum. Her çocuk gibi ben de karanlıktan çok korkardım, belki benimki biraz daha fazlaydı. Fakat babamın ya da aileden her kim olursa bana Kur’an okuttuğu ve dini nasihatler verdiği günün gecesi karanlıktan korkum o kadar olmuyordu. Karanlıktan emin oluyordum, ruhuma bir cesaret geliyordu, sanki karanlık bir anlama bürünüyordu gözümde. Ve bu bana hep tuhaf gelirdi. İslam’ın ruha olan etkisini ve dönüştürücü gücünü daha iyi açıklayabilmek adına böyle bir anıyı ya da bir fark edişi anlatmak istedim. Yani demek istiyorum ki, önce Ayşe Şasa Hanımefendinin ruhuna bir fatiha okuyun sonra da bu kitabı okuyun :)
1000k
Delilik Ülkesinden NotlarAyşe Şasa · Timaş Yayınları · 20221,797 okunma
··
456 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.