Theodore Decker annesini henüz 13 yaşındayken müzede yaşanan bir patlama esnasında kaybeder kendisi şans eseri hayatta kalır ve müzeden çıkarken Saka Kuşu isimli tabloyu çalar. Bu olayla başlıyor kitap sonrasında Theo çaldığı eseri adeta hayata tutunma sebebi olarak görmeye başlar. İşlediği suçun farkındadır fakat hiç kimseyle bu sırrını paylaşamaz. Annesinin ölümünden sonra önce Andy adlı arkadaşının evinde geçici bir süre -kendini fazlalık olarak görse de- yaşamaya başlar. Ardından babasının yanına Teksasa gider ve orada hayatını büyük ölçüde etkileyecek olan Borisle tanışır. Boris de annesini kaybetmiştir dolayısıyla ikisi yalnızlıklarını paylaşıp birbirlerine sıkı sıkıya tutunurlar. Ancak Boris Theo'yu içki uyuşturucu hap her türlü kötü alışkanlığa bulaştırır. Theo babasının ölümünün ardından Teksası terk eder ve Hobie'nin yanına gider. Orada antika ticaretiyle uğraşmaya başlar. Pippa'ya olan aşkı, arkadaşı Andy'in ölümü üzerine kardeşi Kitsey'le nişanlanması ve yıllar sonra Boris'le yeniden karşılaşması ve Boris'in Saka Kuşu'nu kendisinden çaldığını öğrenmesiyle hayatının şokunu yaşaması ve ardından tabloyu yeniden ele geçirebilmek için Borisle yeni bir mücadele içine girmeleriyle yaşadıkları olaylar...
Kitap uzun soluklu olaylar içermesine rağmen akıcı. Yer yer betimlemeler fazlasıyla yoğunlaşsa da sizi kitaba bağlayan duygusal bir derinlik oluşturuyor. Okurken etkilenmemek elde değil. İnsanların objelere ne denli bağlanabileceğini de gözler önüne sererken bunun belki de duygusal boşluktan kaynaklanabileceğini vurguluyor. Tablo ve Pippa Theo'ya annesini hatırlatan iki önemli şey ve her ikisi de oldukça narin ve hassas. Biri cansız bir nesne diğeri canlı bir varlık fakat her ikisi de Theo için oldukça değerli. Yer yer keşke şöyle olsaydı dediğim bölümler de oldu fakat her şeye rağmen okunmaya değer bir kitap.