·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ağustos 2023 16:27 Bilindiği üzere Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul ediliyor Eylül. Kitapta Necip ve Suat’ın yasak aşkı, bu aşk yüzünden içine düştükleri durum ve çektikleri acılar az diyalog ve çoğunlukla karakterlerin iç sesleri kendi içlerinde yaşadıkları çatışmalarla anlatılmaya çalışılıyor. Her ne kadar az diyalog içerse de bu şekilde bir anlatı şahsen beni hiç sıkmadı.
Ancak dikkatimi çeken bir şey var. Kitabın konusu olan yasak aşkı onaylayıp onaylamama tartışmasına hiç girmeden belirtmek istediğim şey şu: İletişimsizlik karakterlerimizin belki mutluluk duyacakları aşk serüveninden maalesef acı çekmelerine yıpranmalarına hastalanmalarına sebep oluyor.
Hayatımızda da öyle değil mi? İster gönül ilişkilerimizde olsun, ister normal insan ilişkilerinde olsun iletişim kuramamak, susmak, atılacak adımları karşı taraftan beklemek… belki de ufak görülebilecek problemlerin büyümesine hatta o ilişkinin sona ermesine sebep olabiliyor. Arkasında maalesef bir enkaz bırakıyor.
Karşımızdakinin düşüncesini okuyamıyoruz. Öyle mistik, psişik güçlerimiz yok ne yazık ki. Bir romandaki gibi tanrı anlatıcı olarak görebilsek yaşadıklarımızı belki o zaman görebilirdik gerçekte ne olup bittiğini. Karşımızdakinin ne düşünerek o şekilde davrandığını. Yukarıda belirttiğim gibi madem o güçlerden yoksunuz; bizim yapabileceğimiz mümkün oldukça iletişim kurmaya çaba göstermek, karşımızdaki kişi ile konuşarak, dertleşerek problemlerimizi çözmeye çalışmaktır. Yoksa iletişimsizlik kitaptaki gibi felaketimiz olabilir.