Zeynep SelviliPembe Fili Düşünme
Öncelikle yazarımıza bu kitabı yazmayı her ne olursa olsun tamamladığı için teşekkür ediyorum. Aynı yaşta, aynı yoldan geçiyormuşuz meğer. Hocamla ortak noktalarımız varmış bunu öğrendim. Bana zor gelen sınav sürecinden sonra gereksiz endişelerimi azaltmayı öğretti bana bu kitap.
"Hareket etmezsen acı üzerinde birikir."
Kaygılarımızın, korkularımızın üzerine gitmezsek onlar bir çığ olur bizim üzerimizde yükü daha da birikir. Beni en çok etkileyen yer ise Zeynep hocanın İngiltere'de "Öz-güven mi, Öz- kabul mü?" adında katıldığı seminerde yapılan bir etkinlik oldu. Yapışkanlı kağıtlar. Konu kendimizi nasıl etiketlediğimiz. Kendimizi etiketlerken acımasız bir varlığa dönüşürken nasılsa başkalarını etiketlerken daha yumuşak davranıyoruz. Kendimize neden bu kadar acımasız davranıyoruz? O seminerde bilge bir kişinin kendini yeterince bilge biri olarak nitelendirmiyor. Aptalın tekiyim. Sahtekârım. Takıntılıyım. Yeterli değilim. Korkağın tekiyim. Sevimsizim. Gibi gibi birçok etiket var. Ben okurken şaştım kaldım. Yani hocam siz diyorsunuz ki kendimi onların arasında yetersiz hissettim, söz aldıklarında müthiş fikirleri vardı ama kalkmış kendilerini böyle etiketliyorlar. İnanamadım. Sonra düşündüm ki dedim ya evet: İnsanlar zayıf noktalarını pek göstermezler. Dışarıdan gördüğümüzün aksine kim bilir o kişinin içinde ne fırtınalar kopuyordur? Ama iş kendini acımasızca etiketlemeye gelince ben buyum, ben şuyum diye başlarlar.
"Hepimizin kafasının içinde her daim hikâyeler anlatan bir ses yok mu?"
Var. Olmaz mı hocam:) Her hata yaptığımda veya herhangi bir şey yapmaya kalkıştığımda başlıyor söylenmeye o ses. Başarısız olduğumu, beceriksiz olduğumu dile getiriyor her seferinde. Acımasız bir iç sese sahibim. Biliyorum siz de sahipsiniz.
"Meğer zaman değil, zamanla ne yaptığımızmış bizi iyileştiren."
Keyifli okumalar