Kitaptala ilgili önce Neriman üzerine konuşmak istiyorum. Neriman’ın bu kadar histerik tepkiler vermesi ve bunun olağan karşılanması, yoğun bastırılmışlığın bir sonucu. Neriman iç dünyasında ne yaşarsa yaşasın, hakim olan babasının kurallarına uyduğu müddetçe bir sorun teşkil etmiyor. Bünyesi karşı çıkmak istediklerini dile getiriyor. Yazar; kadınlar zahire önem verir, gibi bir düşünceyi defalarca söylerken, Neriman’ın zihninde düşüncelerin olmadığını söylerken onu ötekileştirip ve kendi karakteriyle bağ kurmayı tam anlamıyla başaramamış. Neriman konuştuğunda, isteklerini paylaştığında karşılaştığı; küçümseme, aşağılamaya karşı benliğinin tepki veriyor oluşunun anlamını idrak edememiş. Sözler olmadan da vücut cevap veriyor. Çünkü ona hiçbir zaman tam anlamıyla sözlerini ortaya çıkarma fırsatı verilmemiş. Kitabın sonlarına doğru yapılan münakaşa da bile Neriman’ın düşüncesi ana unsur olarak sorulmuyor, söylediğini ya yerden yere vuracaklar ya da yüceltecekler. Düşüncesini genişletme, açıklama fırsatını ona vermiyorlar. Zihin yansımasından hiçbir şeyi anlamayan bir varlık olarak değerlendirilip kısıtlı bir hayat seçmesi istenen Neriman’ın münakaşa doğrudan kendisiyle alakalı bile olmasa kendisine en uç kötü sıfatları layık görmesine sebep olmazdı. Garplı olmayı isteyenlerinde alttan alta aşağılık olarak değerlendirilmesi de fazlaca ötekileştirici ve aslında kendine yabancılaşmaya yol açan bir tutum. Garbın tamamiyle kötülenmesi, Neriman’ın kendisini anlamayan bu gruba karşı yine de ılımlı yaklaşması hikayenin sonunu güçsüzleştiriyor. Bu durum kitapla kurduğum bağı zayıflattı, diyebilirim. Kitabın sonunda aslında hala anlaşılmayan bir Neriman var. Yarım kalmışlık var.
Peyami Safa bir nevi öğretmen gibi hikaye üzerinden dersini veriyor. Neriman’ın şarkı temsil eden Şinasi ile garbı temsil eden Macit arasında yaşadığı duygusal duruma şahit oluyoruz. Neriman’ın dayı kızlarının yanına gittiğinde dinlediği rus kızın hikayesi, bir nevi Neriman’ın durumuna alternatif bir son gibi. Peyami Safa bize onu değilde diğerini seçseydi nasıl bir yaşantısı olurdu, sorusuna cevabını da vererek zihinlerde kuşkuya yer bırakmamaya çalışmış.
Peki gerçekten şark garptan daha mı tercih edilesi ve iç huzuru veren bir tercih? Peyami Safa bugün yazıyor olsaydı nasıl bir hikaye yazardı? 1931’den bu yana neler değişti? Batılılaşmanın önünde durmaya çalışmak sonucu ne derece değiştirdi? Zahirimiz ile batinimiz de değişti mi, yoksa biz hala o şarklılar mıyız? İçimizle dışımızın uyumsuzluğu bizde nasıl bir etki bırakıyor? Yekpare bir varoluşa ermek için hangisine doğru eğilmemiz bizim ruh ve beden sağlığımız için daha doğru bir tercih olacak? Ya da gerçekten bir tarafı tercih etmemiz gerekiyor mu?
Bugün sosyal medya platformları ile dünyanın her yerinde ‘trendlere’ hakim olabiliyoruz. Bu tarz cümleleri duymuşsunuzdur; Hakim olmak. Kitaba göre çok garplı bir tabir değil mi? Şu an aslında dışımızın olduğu kadar içimizinde garplıya doğru ilerlediği bir zamandayız. Algılarımızı, düşüncelerimizi bunlarla doldurup hareket ediyoruz. Peyami Safa’nın haklı olduğu tarafı; kaçımız Gazali okudu? Ya da daha vahimi artık kaçımız düzenli kitap okuyor? Okudukları üzerine değerlendirmeler yapıp bunları kendinde ufak da olsa değişimlere sebep kılıyor? Peki, hızla hayatımıza yerleşen yeni durumla nasıl bir yol izlememiz gerekiyor? 30 saniyelik ‘reelslerle’ birçok hastalığa teşhis konulup, tedavi edildiği bir çağa mı evriliyoruz? Buna karşı olmak bir şey değiştirecek mi? Çağa ayak uydurmak adına nelerden vazgeçeceğiz? Daha mühimi vazgeçmemiz ya da vazgeçmememizin bir anlamı ve sonuca bir katkısı olacak mı?