"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
Bu cümlenin okuyucuyu etkilediği kadar da düşündürdüğü gerçeği kabul edilmelidir. Sürekli olarak bir koşuşturmacanın içerisinde olan bizler için bazı anları kaybetmek kaçınılmazdır. Yaşarken üstüne düşmediğimiz bazı anlar, zaman geçtikçe yitirildiği için yerini pişmanlığa ve kaybetmiş olmanın dayanılmaz ağırlığına bırakır.
İnsanın yaşarken çoğu şeyin farkında olmayışı ne kadar acı... Maalesef, elimizden kayıp gidene kadar değerini anlayamadığımız anların telafisi olmuyor.
Kemal, büyümüş ve güzelleşmiş olan Füsun'a olan ilgisini göstermekten çekinmiyor. Bu durumun yabancısı olduğumuz da söylenemez :) Herkes (Büyük bir çoğunluk da diyebiliriz) hayatının bir noktasında düşünmeden bir şeyler yapmıştır. Bazı anlar, sonucunda ne olacağını umursamadan yaşanmalıdır. Sonunu düşünen de kahraman olabilir tabii ki ama bazen sonucunda hata yapacağından emin olsan dahi o kuyuya atlaman gerekebilir.
Yara almadan kurtulmanın yolu kuyuya atlamamak anlamına gelse de bazen o yaranın bir gün kabuk bağlayacağına (bağlamasa da olur) inanıp atlamak gerekir. Çaba göstermeden, istediklerimiz uğruna fedakarlıklar yapmadan yaşanmış bir hayat neye yarar?
Bu cümlemi yanlış anlamanızı istemem. İstekleriniz uğruna yakıp yıkın, herkesi ve gerçekleri görmezden gelin de demiyorum ama çabalayın. "Olmadı ama olması için elimden geleni yaptım" diyebileceğiniz noktaya kadar devam edin.
Kitabın sonunda Kemal'in, Füsun'un ölümü sonrasında yaşadığı özlem ve burukluk da hissedilir düzeyde... Kitapta da yaşanan mutluluklar, acılar ve ayrılıklar güzel işlenmiş. Doruklarda yaşanan anlar, okuyucuya incelikle aktarılmış. Mutluluğun ardından yaşanması muhtemel acının işlenişi okuyucuyu yer yer sarsmayı hedeflemiş, başarmış da aynı zamanda...
"Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."
Nedense bu cümle, kitapta beni en çok etkileyen cümleler arasında yer alıyor. Belki de daha bu cümleyi kurabilecek kadar mutlu bir hayat yaşamadığımdandır, kim bilir? Orhan PamukMasumiyet Müzesi