·268 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Eylül 2023 12:42 (spoiler içerir)
Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olan ve Mehmet Rauf'un “İlk eserim son üstadıma” diyerek Halit Ziya’ya adadığı Eylül, karakter çözümlemesi harika, yazım dili kusursuz bir eser. Konusunu döneminde ilgi gören yasak aşktan alan eser, üç ana karakter çevresinde gelişmiştir.
Evli bir çift olan Suat ve Süreyya, Süreyya'nın babasından kalma olan eski bir konakta ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Fakat deniz ve boğaz aşığı olan Süreyya, İstanbul'da boğaz manzaralı bir yalıda oturmayı arzular. Böylece kendilerine bir yalı alan Süreyya, eşi Suat'la birlikte yalıda yaşamaya başlar. Süreyya'nın halasının oğlu Necip Bey ise çiftin çok yakın dostu olup, sık sık yalıya uğrar, hep birlikte güzel vakitler geçirirler.
Geçirdiği vakitlerde Süreyya'nın Necip'e sürekli olarak bekar olduğu ve evlenmekle ilgili yaptığı laf atmalar, aynı zamanda Süreyya ve Suat'ın yaşadığı güzel hayat, Necip'i evlilik düşüncesine sürükler. Dünyadaki tüm kadınların ihanete meyilli, kötü ruhlu bulan Necip, tüm evrende tek saf ve temiz olarak gördüğü, diğer kadın ruhlarından farklı bulduğu Suat'a umarsızca aşık olur.
Bu esnada Suat, kocası Süreyya'yla eskisi gibi olmadıklarını, Süreyya'nın deniz sevdasından dolayı sıklıkla yalnızlık çektiğini fark etmektedir. Suat, bu yalnızlıkta dikiş diker ve piyano çalmaya bayılır. Suat'ın çalması için Necip gelirken ona notalar getirir. Piyanonun başından kalkamadığı saatlerde onu kendinden geçerken dinleyen Necip'i gören Süreyya müzikten ne anladıklarından şikayet eder ve Suat'ı hayal kırıklığına uğratır.
Bir gün Necip'in hastalanmasıyla onu ziyarete gittiklerinde Süreyya'nın kız kardeşi olan Hacer'in, Necip'in yatağının altında bulduğu eldiveni ortaya çıkarmasıyla Suat, eldivenin kendisine ait olduğunu ve Necip'in kendisini sevdiğini anlar.
Birbirlerine korkunç bir bağlılığı oluşan ve kavuşmak isteyen bu ikilinin önünde Süreyya gibi bir engel bulunmaktadır. Eylül ayının gelmesiyle birlikte Suat bu ayı, kendi kadınlık hayatının eylülü olarak görmüştür. Hem Süreyya'yla yaşadığı tartışma hem de Necip ile arasındaki tuhaflık onu herkesten ve her şeyden uzaklaştırmış, korkunç bir yalnızlık içine düşmüştür. Çeşitli nedenlerle ve korkularla Necip’ten kaçmaya çabalaması Necip'i bilinmezliğe sürüklemiştir. Birbirlerini çok seven bu çift Süreyya ve namus engeliyle bir türlü kavuşamazlar.
Bir gün konakta çıkan bir yangında içeride kalan Suat'ı kurtarmaya kocası Süreyya cesaret edememiş, Necip hiçbir şeyi umursamayarak Suat için alevlerin arasına dalmış ve ikisi de orada birlikte ölmüşlerdir.
Suat ve Necip'in birbirlerine kavuşmak isterken içlerinde yaşadıkları duygular ve bakışların bile pek çok anlam ifade ettiği bu naif ilişki çeşitli betimlemelerle kusursuz aktarılmış. Servetifünun dergisinin gözbebeği olan Eylül döneminde pek çok usta kalem tarafından başarılı bulunmuştur. Benim de Türk edebiyatından şüphesiz en sevdiğim eserlerden biri olarak kalbimde taht kurdu. Eylül ayının getirmiş olduğu hüznü iliklerime kadar hissettim.