·687 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Eylül 2023 00:57 Raskolnikov, insanları "sıradan insanlar" ve "olağanüstü insanlar" olarak ikiye ayırmıştı. Sıradan olanlar geleneklerine bağlı, tutucu, boyun eğerek yaşayan adı üstünde sıradan insanlardır. Mevcut düzeni devam ettiren ve kendileri gibi olanların çoğalmasına araç olan insanlardır bunlar. Dünyanın çoğunu bu "sıradan" insanlar oluşturur ki düzenin var olması için gereken de budur. Raskolnikov'un tanımına göre "olağanüstü" insanlar ise sürekli yasaları çiğneyen, yıkıcı insanlardır. Bu insanlar toplumsal kuralların ve yasaların dışına çıkarak çeşitli suçlar işlerler ancak bu insanların büyük bir kısmı, şahsi olan ve göreceli olarak mevcut olandan daha iyi saydıkları fikirlerini uygulamak için bu suçları işlediklerini öne sürerler. Hatta bunları bir suç olarak bile görmezler. Yani mevcut olanı yıkmalarının nedeni, daha iyi olanı yapmaktır. Raskolnikov'un dediği gibi:
"Bunların ülkülerini gerçekleştirmeleri için, cesetlerin, kan göllerinin üzerinden atlamaları gerekse, bence kendilerine bu izni, vicdan rahatlığıyla verebilirler; tabii bu söz konusu ülkünün ne olduğuna, boyutlarının ne olduğuna bağlı olan bir şeydir..." (s.324)
Olağanüstü insanlar kendilerine, yasaları çiğneme ve ülkülerine giden yolda gözünü bile kırpmadan her şeyi yapma hakkı verirler. Sıradan insanlar, bu hakları onlara hiçbir zaman tanımazlar. Mevcut düzeni korumak adına, fırsat buldukları ilk anda onları en ağır şekilde cezalandırırlar. Tüm bunlarla beraber sıradan insanların kendilerinden sonraki kuşakları, geçmişte atalarının cezalandırdığı "olağanüstü" insanların amaçlarını ve önemini (eğer ortada iyi ve ilerici bir amaç varsa) anlarlarsa onların heykelini diker hatta onlara tapınırlar.
"Birinci bölümdekiler hep bugünün, ikinci bölümdekilerse hep yarının efendileridir. Birinciler dünyayı korurlar ve onu sayıca çoğaltırlar; ikinciler dünyayı hareket ettirirler ve onu bir amaca doğru yöneltirler." (s.325)
Raskolnikov bu fikrini "Napolyon" gibi önderleri örnek göstererek destekler. Yalnız bazen "sıradan" insanlar kendilerini "olağanüstü" olarak görüp birtakım hamleler yapmaya, "yıkıcı" olmaya çalışabilirler. Bu onların hoşuna gider. Bu sıradan olan fakat kendini olağanüstü gören insanlar öyle hevesli olurlar ki, gerçek olağanüstüleri göremezler. Ne kadar hevesli olurlarsa olsunlar, işin sonunda çok fazla ileriye gidemeden "kendi kendilerine" yenilirler. Doğal bir süreçtir bu. Sıradan olanlar dayanamazlar ve bir süre sonra, ne olursa olsun açık itiraflarda bulunurlar. Kendi kafalarındaki ülküleri yolunda çiğnedikleri tüm yasaları itiraf ederler, en kanlı olanları da...
İşte Raskolnikov bu düşüncesiyle yola çıkarak attığı adımların cezasını çeker günler boyunca. Kendini "olağanüstü" olarak görene kadar bu tezini düşünür durur. Öyle bir psikolojik burhana girer ki geleceği için, planları için "bit" olarak tanımladığı bazı insanları, önündeki engelleri aşmak için tıpkı bir bit gibi ezer. Fakat düşüncesine göre kendinin "sıradan" olduğunu çok geç fark eder...
Dostoyevski'nin enlerinden olan hatta belki de en iyisi olan bu mükemmel eserde, Rus edebiyatının hatta dünya klasiklerinin en tuhaf karakterlerinden olan Raskolnikov'un iç ve dış dünyasını en ince ayrıntısına kadar okuyoruz. Dostoyevski öyle mükemmel betimlemeler yapıyor ki okurken adeta her şeyi iliklerine kadar görüyoruz. Eserdeki yan karakterler bile her yönden inceleniyor ve detaylıca betimleniyor. Tüm bunlarla beraber Petersburg'un havasını içimize çekiyoruz, sokaklarda Raskolnikov'la beraber saatlerce dolanıyoruz. Başladığınız zaman saatlerce başından kalamayacağınız hatta meraktan, ne olacağını hemen görmek için istemsizce, sabırsızlıkla bazı cümleleri bile atlayabileceğiniz bir eser. Her zerresi ustaca işlenmiş bu mükemmel eseri tüm okuyuculara tavsiye ediyorum.