Onur'un 'Ölü Dalgıcın Sonbaharı' adlı eseri, farklı bölümlerde sunulan çeşitli hikayeleri bir araya getiren ilginç bir öykü kitabı. Ancak bu kitap, herkesin tadına uygun olmayabilir. Hikayeler, somut gerçeklikten oldukça uzakta, alegorik bir dil kullanarak yazılmış ve sıklıkla delice bir atmosfere sahipti. (Sayko-delice şeyler)
Eğer ayakları yere basan, gerçekliğe sıkı sıkıya bağlı hikayeler arıyorsanız, bu kitaptan uzak durmanızı öneririm; çünkü bu hikayeleri okurken kafa karışıklığı yaşatabiliyor insana. Ben eskiden bu tür orijinal ve sıradışı eserleri okumaktan hoşlanırdım, ancak sanırım bu tarza olan ilgim zamanla kayboldu. Bazı hikayeleri tamamlamak benim için oldukça zorlu bir deneyimdi.
Kitabın içinde her bölümün başındaki farklı eser alıntıları ise benim için en büyülü detaylardan biriydi. Bu alıntılar, hikayelere daha derin bir anlam katıyor ve okuma deneyimini zenginleştiriyor. Alıntı ve referansla başlayan öyküler beni vuruyor galiba. (Tepedeki Ev için bir alkış)
Kitap boyunca en sevdiğim iki hikaye, "Beşte Bom" ve "Karabasanlar" oldu. (Kesin isimlerini eksik yazdım) Bu hikayeler, gotik bir tarzı yansıttığından, okurken büyük bir keyif aldım.
‘ Ölü Dalgıcın Sonbaharı ', bu türünün hayranları için mutlaka bir deneme değer, ancak sembollerle dolu ve gerçeklik algısını sarsan modern hikayelere alışık olmayanlar için belki de bir başlangıç kitabı değil, daha hafif olanlardan denenmeli. Onur'a bu eşsiz eseri için teşekkür ederim.