Rus yazar Dostoyevski bu romanında hayata oluşturduğu yeraltı adamının gözünden bakıyor. Kitapta dönemin tarihsel arka planınında sosyalist bir ütopyanın oluşmasından doğan yapıların, eleştirel ve şüpheci boyutunu anti kahraman rolünü üstlenen biri ile inceliyoruz. Kendisi olağanüstü görünen kahramanlardan ziyade olumsuz birçok nedensellikle boğulan bir karakterle karşımıza çıkıyor. Kitabın ilk sayfalarında bunu kendisi defalarca kez belirtiyor. Kahramanımızın kendi hayatına adapte olurken zorluklar yaşadığını ve uyumsuz biri olduğunu görüyoruz. Tecrübelerini hayattan alıntılar ile değil daha çok okuduğu kitaplardan ve trajedi hallerinden yansıtıyor. Yeraltı adamı kendisini dönem aydınlarından biri olduğuna ve egosunu ön planda tutarken kararsızlıktan kurtulduğuna inanıyor. Böylelikle kendisine savunma mekanizması sunuyor, bu tanım Kant’ın estetik felsefesine ait bir tanımdır. Kahramanımız tüm bu ego yığını altında kendi dünyasına döndüğünde çok acı çekiyor ve o baskıyla ezici bir boğulmaya uğruyor. Bunu Liza karakteriyle tanışması ile detaylı gözlemliyoruz. Başta kendisini kadına karşı kahraman gibi gösterse de sonucunda gerçek dünyasında hiçte öyle olmuyor ve bundan utanç duyuyor. Yeraltı adamı dönemin düşünce yapısına karşılık nedenselliğin insanda uygulanamayacağını, insanın tüm çıkarları gerçekleşse bile o an neşeli olmak istemeyeceğini belki de trajediden, yeraltında kalmak istemesinden doğan acıdan zevk aldığından söz ediyor. Bunu “İnsan bir piyano tuşu değildir” ile özetlemiştir. Kitabı yarım bırakanların ve zor okunan bir kitap olduğundan bahsedenlerin sayısı fazladır fakat hem felsefik hem de sosyolojik alt yapısı ile okuduğunuzda bakış açınızda farklılık yaratacak bir kitaptır. Keyifli okumalar dilerim…