Gönderi

Başarı her zaman mutluluk getirmez
10/10
·517 syf.··
2023 123. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Eylül 2023 01:27
SPOİ İÇEREBİLİR. Martin için her şey onu ilk gördüğü o an başlamıştı. Ona hem şöhreti, hem mutsuzluğu, hem de ona trajik bir son getirecekti. Bunları bilse, biri bunları ona anlatsaydı gene içi kıpır kıpır olur muydu, gene ona layık olabilmek için gecesini gündüzüne katıp o bilmediği anlamadığı kitapları okuyup, kendini bu kadar değiştirmek ister miydi acaba? Yolda onu gören polis onu sarhoş sanmıştı, İçki içmemişti evet, ama sarhoş olduğu doğruydu, aşk sarhoşuydu. Ve o akşamdan sonra Martin Eden için hiçbir şey eski seyrinde olmayacaktı. Kendini sevdiği kıza, Ruth'a beğendirmek için, onun sınıfına ulaşmak, ona layık olmak adına her şeyi yapabilirdi. Ki yaptı başardı ama yolun sonunda ne aşkı kaldı, ne de o ilk an ki mücadeleci ruhu. Bazı şeyler vardır, insanın içinde bir burukluk, bir boşluk bırakır ve n'aparsan yap o boşluk dolmaz. İşte Martin Eden tam olarak bunları hissettirdi, bunlarla bende kaldı ve ben de onda kaldım. Sanki kitabın içine hapsolmuş gibiyim. Süngerin suyu emmesi gibi kitapta beni içine çekti. ~“Dünyanın gözünde büyük olmak, kendi deyimiyle her şeyi 'iyi etmek' istiyordu ki sevdiği kadın gurur duysun ve ona değer versin.” ~ düşüncesiyle bir yola girdi Martin Eden, sevdiği aşık olduğu kız Ruth için, ona ulaşmak ona layık olmak istediği, kendini ait hissettiği o sosyetenin içine girebilmek için yeni bir Martin Eden yarattı. Dilini geliştirdi, okuduğu kitaplarla kendini geliştirdi, çevresine bakış açısı değişti, inancı, ve hatta en sonunda duyguları değişti. Amacı sevdiği kadına layık olmak, onun sınıfında yer almak,sevdiği işi yapmaktı. Bütün bunları da büyük bir yazar olarak başaracaktı. “Onları terk ettiği için amma da salak olduğunu düşündü; bütün o kitaplara, yüksek mevkilerdeki insanlara bulaşmayıp bunlarla kalmış olsa elde edeceği toplam mutluluğun çok daha büyük olacağı kesindi.” bunları düşündü terk ettiği arkadaşlarına bakarak. Gerçek sevgiyi orada görmüştü, o an anlamıştı ki çok sevmek ya da çok istemek bazen yetemiyor. Ulaşmaya çalıştığı sınıfın samimiyetsizliğini görmüştü artık, oysa en başından o insanları ilah gibi görmüş, onlardan biri olmak için çok çabalamıştı. Onun bu mücadelesi okuyucuya başarabileceğine olan inancı veriyor. Bir şeyleri başarmak isteyen, bir amaç için uğraşan herkes için büyük moral olacak bir mücadeleye tanık oluyoruz. İnandığı yolda kendisine inanan olmamasına rağmen inancından vazgeçmiyor, pes etmeden her defasında tekrar tekrar deniyor.Ve Martin Eden başarır istediğine ulaşır ama buna ulaştığında o çalışıp çabaladığı zamanki isteği heyecanı kalmıyor. Çünkü o çok istediği ulaşmak istediği üst sınıfın sosyetenin ikiyüzlülüğünü, dünyalarının o gördüğü aydınlıkta olmadığını, hepsinin taptığı asıl şeyin bilgi veya kültür değil makam ve mevki olduğunu anlar. Ulaştığı sınıfın ne kadar yapmacık olduğunu görür. Ve artık onun için geri dönüş yoktur, çünkü o çok istediği yere girebilmiş, istediği her şeyi yapabilecek düzeye gelmiştir. O terk ettiği mahallesine arkadaşlarına döndüğünde asıl mutluluğun burada olduğunu, anlar ama kendini artık oraya da ait hissedemez. Martin ne geçmişine ne de şu ana ait hisseder kendini. Her iki yere de kendini yabancı hisseder. Çünkü o bıraktığı yerdeki Martin Eden ile şu an ki Martin Eden bir değildi. Ve şu anki Martin Eden de yükseldiği yere ait değildi. Hastaydı. Doktor ona sağlık durumunun ne kadar iyi olduğunu,hatta bu kadar iyi olmasına ne kadar şaşırdığını söyledi. Ama Martin biliyordu, hastalığı bedenin de değil ruhundaydı. Bedenen çok iyi olduğunu biliyordu ama asıl hastalığın kafasının içinde olduğunu da biliyordu artık. “Onu gerçekten sevmediğini şimdi anlamıştı. Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu. Hakiki Ruth'u, sınıfının tüm o kusur ve zaaflarını taşıyan, o sınıfın psikolojisinin umutsuz sınırlarıyla kısıtlanmış burjuva Ruth'u hiç sevmemişti.” Ah Martin keşke en başından bunu anlasaydın, dedim okurken bunu, ama bunu en başından anlamış olsaydı belki de bu kadar başarılı olamayacaktı. Başardı ama mutlu değildi. Başarı bazen tek başına yetmiyor. Bir şeyleri bazen çok ister çok çabalarız ama ulaştığımızda o heyecanı da yitiriyoruz. Başarı her zaman mutluluk getirmez. Hani bazı diziler vardır, sonu kötü bitenlerden; karakter ölür, ya da sevdiği ölür veya herhangi kötü bir sonla biter ya sonra ağlamaya başlarsınız da biri size " aaa canım alt tarafı bir dizi abartma, bunlar gerçek değil" der ya. Keşke bu kitap için de geçerli olduğunu düşünebilseydim, o zaman belki ne bu kadar sinir olabilirdim ne de bu kadar üzülebilirdim. Jack London, Martin Eden'i yazarken kendi hayatından, yaşadıklarından da bir şeyler aktarmış. Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'un bazı yerlerde kendine dair bazı şeyler de katmış olması Martin Eden'e daha da bağlanmama neden olan etkenlerden biriydi bence. Çok basit sıradan bir roman değil asla ve bu romanı beğenmeyeni anlayamam çünkü insana çok fazla şey katacak, çok verimli ve herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Bir romandan çok daha fazla bu kitap. * KEYİFLİ OKUMALAR *
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
··
1 +1'leme
·
444 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.