Puan vermedi·336 syf.··
2023 2. kitabı
Batının Karanlığına Işık Tutan Aydınlık Yüz: Kurtuba ve Endülüslü Yüzyıllar Batı yakasında yaşanmış İslam’ın kalbi durumunda olan Kurtuba, geçmişinde büyük bir medeniyetin başkentlerinden biri olmuştur. Bu şehrin sokaklarında, şehirle ilgili tarihi eserlerde, şehrin ismiyle maruf camisinde/medresesinde ve kadim kitaplarda, bu medeniyetin izlerini takip eden Garaudy, Batının herkesi inandırmak istediği gibi kerameti kendinden menkul(!) olmadığını, aksine ilk izlerinin/köklerinin Endülüs’te aranması gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. Bu hususta geniş bir külliyatın içinden çıkardığı belge ve gözlemlerle bu kitabı doğuran kritik ve sonuçlara ulaşmıştır. Roger Garaudy birikimlerini sadece bu eserle sınırlandırmamış bu medeniyetin kalbinde yani Kurtuba’da (Cordoba) “La Casa Andalusí” isminde bir müzede kurmayı başarmıştır. Kitabı önemli kılan konuları şu alt başlıklar altında toplayabiliriz. - Garaudy’nin Müslüman Endülüs'te olup bitenleri anlatmaktan maksadı, kendi ifadesiyle şanlı bir ölüye bir anıt mezar inşa etmek değil, aksine Endülüs'teki İslam düşüncesi ile Yahudi, Hıristiyan düşüncesinin çarpıcı birlik ve beraberlik anlayışını, ruhunu günümüze taşımaktır. Günümüzün uygarlığının aşkın ve içkin buhranlarını içinde barındırdığını bunun ancak birbirinden ayrılmaz bir şekilde hem Musevi hem İsevi, hem de İslami olan İbrahimi geleneğin bakış açısından yola çıkarak çözülebilir olabileceğine kanaat getirir. Neden mi? “Çünkü gayeler ve iman üzerinde tefekkür, ekonomik büyüme konusunun olduğu kadar, nükleer silahlanma, uzayın fethi, biyolojide genetik manipülasyon konularının da ahlaki boyutlarını tartışmaya açacaktır. Zaten önemli olan da yeni güç ve imkânlarımızı insani, yani ilahi gayelere yönelik olarak düzenleyebilmektir” der. Bunun olası olduğunu ve tarihte karşılığının bulunduğunu söyleyerek gözlerimizi Endülüs’e ve Endülüs’te yaşanmış İslam’a çevirir. Karanlıkta bırakılan bu uzun sürecin şalterini açarak bu dönemin ışıklarını yakar. Der ki Garaudy; “Endülüs, üç dini bünyesinde barındıran uzun ve verimli bir dönemdir” İnsan, zekâsı ve sevgisiyle insanlığı, kardeşliği kucaklayabildiği gibi, yine zekâsı ve hırsıyla kurduğu tüm iyilik ve ilim müesseselerini yok edebilir. Endülüs, üç dine mensup insanların hırsları, kinleri, düşmanlıkları sebebiyle karanlık bir döneme dönüşmüştür. Müslümanların birbirleriyle uğraşmaları, fukahânın birbirlerinin görüşlerini beğenmemeleri sonucu birbirlerine düşmeleri, Hristiyanlar arasında dinler arası evliliklerin tepkiyle karşılanması, bazı Yahudilerin Araplaşmalarının yine Yahudiler tarafından Yahudi gelenek, görenek ve kültürüne ihanet olduğunun düşünülmesi ayrılıkların, kızışmaların ve mevcut olan düzenin kaosa dönüşmesine sebep olmuştur. Batılıların İslam’ı ırkçı bir yaklaşımla ele aldıklarını ve bilinçli olarak terörize ettiklerinden hareketle bunun maksatlı bir iş olduğunu, gerçekte Avrupa’nın gelişmişliğinin köklerini Müslüman Endülüs’e borçlu olduğunu yazar. “Avrupa'nın gerçek Rönesansı 16. yüzyılda İtalya'da değil, bilimin bilgelik ve inançtan hiçbir zaman ayrılmadığı 13. yüzyılda İspanya'da başladı” diyen yazar bize bu mesajın güncelliğini hatırlatıyor. “Avrupa'da İbn Rüşd olarak bilinen Endülüslü Müslüman bilim adamının çalışmaları, Yunan filozof Aristoteles'e olan ilginin yeniden canlanmasına yol açtı ve Rönesans'ın yolunu açtı.” Kitabında ayrıca Peygamberden başlayarak düşünce faaliyetlerinin yoğunluk kazandığını inceleyen yazar, Endülüs’te bunun zirve yaptığını örneklerle izah ve ispat eder. Garaudy, felsefe, sanat, astronomi, tıp gibi ilimlerde öne çıkan ilim adamlarını ve onların eserlerini tanıtır. Kurtuba’lı İbn Meserre’den Mürsiyeli İbn Arabî’ye kadar isimleri sıralayarak geldikleri noktayı aktarır. Düşünürlerden kimilerinin arasındaki fikir farklılıklarına tahammülsüzlüğün gerilemenin ana nedenlerinden sayar.: “İbn Davud’un anlayışı İbn Arabî’ninkinden o kadar uzaktır ki, Hallac Allah aşkıyla çığlık atıyor diye onun idam edilmesini istemiştir. Çünkü İbn Davud’a göre Allah aşkından söz etmek, Allah’ı insana benzetmek, O’na insanmış gibi âşık olmak demektir. Dolayısıyla da küfürdür.” Garaudy Endülüs edebiyatını, şiirini, müziğini ve ilmi çalışmalarını misallerle işlemiş, Endülüs şiirlerini güzel alıntılarla süslemiş ve dikkatimizi bu zenginliğe çevirmiştir. Ayrıca Endülüs ve Endülüs saraylarında Kadın konusunu ve kadına duyulan saygı ve beşerî aşkı bunun ilâhî aşka dönüşündeki estetiği ele alıyor. Bu kitap hem ufuk açıcı hem Müslümanların Avrupa’da omurgalı yaşamasında özgüven kazandıran çokça faydalandığım bir kitap oldu. Ayrıca kitabı okuduğum dönemde kitapta geçen Kurtuba özelinde Granada/El Hamra, Sevilla ve diğer Endülüs şehirlerini görme imkânı buldum. Kitabın anlattıkları ile gördüğüm şehirlerin dokusu muhteşem bir şekilde birbirlerini tamamlıyorlardı. Ayrıca Roger Garaudy ve Filistinli eşi Selma Faruki’nin birlikte kurduğu “La Casa Andalusí” görmek ve Selma hanımla tanışmak ayrıca kitabı özel bir yer edinmesini sağladı. Roger Garaudyn’in Müslümanlarca daha iyi tanınması onların geleceği açısından artı bir değer olacaktır. Dahası Garaudy’nin Donkişot’la özdeşleşen cesaret, dürüstlük ve geniş ufku Müslümanların çok daha yaşanılası bir dünya kurmalarına katkısı olacaktır.
Felsefe-Düşünce
Endülüs'te İslamRoger Garaudy · Timaş Yayınları · 2018203 okunma
·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.