Bir yandan üslup ve söylemlerini eleştirdiğim, bir yandan tespit ve önerilerini mantıklı bulduğum, son derece “ithal” ve fakat son tahlilde yürüdüğüm kendimi daha iyi anlama ve kendime yardım yolumda faydalandığım bir kitap oldu benim için.
Öncelikle neden üslup ve eleştirilerini sorunlu bulduğumu paylaşmak istiyorum. Daha sonra neden ve nasıl faydalandığıma geçeceğim.
İlk olarak kitap, sınır sorunları yaşayanlara karşı biraz fazla sert, şefkatsiz ve liberal bir yerden yaklaşıyor gibi geldi bana. Kitabın tonu şöyle:
“Eğer sınır sorunlarınız varsa, bu gerçekte sizin sorununuzdur, bunun için başkasını suçlayamazsınız. Eğer sınır sorunlarınız yüzünden hayatınızda işler yolunda gitmiyorsa, bu da tamamen sizin yüzünüzdendir. Birileri size kötü davranıyor, kötü hissettiriyor, sizi zorluyorsa da bu sizin sorununuzdur. Kendi sınırlarınızın ve sorunlarınızın sorumluluğunu almak başkasına değil, size ait. Kimseyi suçlamayın, az büyüyün, sızlanmayı kesin ve ayağa kalkıp hayatınızın sorumluluğunu alın!”
Bakın bu yukardaki cümleleri ben yazdım. Şimdi de kitaptan bir pasaj aktarıyorum:
“Sadece kendinizi değiştirme gücüne sahipsiniz. Başkalarını değiştiremezsiniz. Kendinizi sorun olarak görmeniz gerekir, bir başkasını değil. Bir başkasını çözülmesi gereken sorun olarak görürseniz, o kişiye kendiniz ve sağlığınız üzerinde güç vermiş olursunuz. Kendiniz dışında kimseyi değiştiremeyizceğiniz için, kontrolü elinizden kaybetmiş olursunuz. Burada asıl sorun, problem yaratan kişiyle nasıl bir ilişki kurduğunuzdur. Acı çeken sizsiniz ve bunu onarma gücü yalnızca sizdedir.
Pek çok kişi, bir başkası üzerinde kontrol sahibi olmadıklarını ve o kişiye karşı tepkilerini değiştirmeleri gerektiğini düşündüklerinde büyük ölçüde rahatlar. O kişinin kendilerini etkilemesini engellemeleri gerekmektedir. Bu düşünce tarzı yaşamınızı değiştirecek, gerçek bir özdenetim hissi verecektir.” (SAYFA 223)
Bu tür bir üslup ve yaklaşım kimileri için gerçekçi, faydalı ve şart olsa da, kimileri için de bir o kadar sinir bozucu olabilir. Belki burada söylenenler ilk bakışta kulağa gerçekçi ve doğru gelebilir ama peki ya çevresel faktörler? Kişinin kendi iradesi dışında gelişen, bir şekilde sahip olduğu ve değiştirmesi kimi zaman imkansıza yakın zorluktaki genetik, ekonomik, siyasi ve toplumsal koşullar? Örneğin kitapta, bir çalışanın iş tanımı dışında bir iş yüküyle karşı karşıya kaldığında veya karşılıksız fazla mesai yapmak durumunda kaldığında bunu işverenine açıkça ifade etmesi, tavır koyması, kısacası sınırını belli edip koruması konusunda fikirler sunuyor ve dahası burada eğer birey sınırını belirleyemez, işverenine çizgiyi çekemezse burada sorun bireydedir, o sınırını koruyamadığı için başına gelenler gelmektedir, diyor açıkça. Şimdi bu, bazı ülkelerin ekonomik ve siyasi koşullarını düşündüğümüzde oradaki insanlar için ne kadar doğru ve gerçekçi? Yukardaki ton ve üslup, tüm bunları yoksayan, fazlaca bireyci ve acımasız diyebileceğim bir şefkatsizlik içeriyor. Rahatsız edici.
Bir de yine biraz yukarıdaki eleştirimle bağlantılı olarak kitabın “ithal”liği meselesi var. Burada yazılanlar, özellikle somut öneriler kısmındakiler (Üçüncü Kısım: Sağlıklı Sınırlar Oluşturmak), bana daha çok Batı kültürüne ait insanların gerçekleştirebileceği şeyler gibi geldi. Yani mesela burada yazılanları bizim kültürümüzdeki insanlar uygulamaya kalksa, büyük bir kısmı yalnız kalır, işsiz kalır, eşsiz, ailesiz kalır büyük bir olasılıkla. Ve aslında bence bu sorun, ithal ettiğimiz hemen her kendine yardım kitabı için geçerli.
Biz, her alanda oldugu gibi psikoloji ve kendine yardım alanında da yöntem ve teknikleri Batı’dan ithal ediyoruz. Bu kitap da o ürünlerden biri. Öte yandan kültür diye bir gerçek var. Batı kültürüne ait özellikle bu tip sosyal bilimler alanlarındaki bilimsel ürünler her zaman bize uymayabiliyor, ihtiyaçlarımıza karşılık gelmeyebiliyor. Bize dünya literatürüne hakim, kendi kültürünü de bilen ve ikisini sentezleyebilen yerli uzmanlar gerekiyor. Yoksa çözüm önerilerinin çoğu havada sallanıyor ve toplumun önemli bir kesimi için uygulanabilir olmuyor. Bu kitabın diğer bir sorunu da bence bu. Bu tür kitaplara bu açıdan da bakmayı ihmal etmemek gerekir diye düşünüyorum. Sonuçta bu kitabın yazarları Amerikalı ve maruz kaldıkları, hitap ettikleri toplum da Amerikan toplumu. Dolayısıyla kaçınılmaz olarak çözüm önerileri de onlara uygun geliyor, her ne kadar tespitler daha evrensel düzeyde olsa da. Ki ben de en çok kitabın bu kısmından fayda sağladım.
İşte bu anlattıklarımı da akılda tutarak baktığımda, genel olarak yine de faydalandığım bir kitap oldu. Nasıl mı?
Sanılanın ve sunulanın aksine ben “Sağlıklı Sınırlar Oluşturmak” isimli üçüncü kısımdan değil, “Sınır Nedir?” isimli birinci ve “Sınırlarla İlgili Uyuşmazlıklar” isimli ikinci kısımdan asıl faydayı sağladım kendi adıma. Bu kısımlardaki tanımlama ve tespitler, benim kendimi anlama ve kendime yardım etme sürecime üçüncü ve son kısımdan çok daha fazla katkı sağladı. Çünkü bazen hiç görmediğiniz, farkında bile olmadığınız bir şeyi sadece görmek, varlığından haberdar olmak bile devrimci bir etkiye sebep olabiliyor. Özellikle sınır konusunu aile, arkadaşlar, eş/partner, çocuk, iş ve kişinin kendisi özelinde bölümlere ayırarak ele alınan ikinci kısım benim kendi içimde irili ufaklı devrimlere sebep oldu desem yanıltıcı olmam.
Sözün özü, her zaman olduğu gibi “Batı’nın iyi yanlarını almaya” özen gösterdiğimizde faydalı olabilecek bir okumayla karşı karşıyayız diyebilirim.
dondurmakutusu.wordpress.com/2023/07/03/sini...