Bir yabancı: geçmişe, normlara, topluma, ailesine ve bizzat kendisine. Bu yaşamın zeminsizliğini ve sabit bir yönelimden yoksun oluşunu, her an koynunda, yanı başında taşıyan bir yabancı. Dünyadan (ontolojik açıdan) yabancılaşmanın çok çarpıcı ve yalın bir anlatımı.
Ana karakterimiz, bir şeyin öyle veya böyle olmasının belirgin bir farkını görememekte ve bu zeminsizlikte hayatını felakete sürüklemektedir. Fakat, bu boşluğun ve anlamsızlığın içinde, Meursault yer yer duygusal olarak etkilenmekte ve belli başlı tepkiler vermek istemektedir. Benim için hikayedeki en can alıcı noktalar da bunlardır işte. Burada en önemli şey budur: İsteme. Anlam krizi içerisinde ve yoğun zeminsizlikte, karakterimiz belli başlı şeyleri istemektedir. İstenç ortaya çıktığında, hiçbir şeye önem vermeyen kişi, bir anda yönelimini belirlemekte, istemekte ve bir anlam kıvılcımı ateşlenmektedir. Örneğin sevgilisi ile misafirlikteyken, bir esnada evlenmeyi düşünür Meursault:
"Masson hemen, evimizdeymiş gibi rahat davranmamızı söyledi, yemekte balık varmış, sabah tuttuğu balıkları kızartacakmış. Ona evini çok güzel bulduğumu söyledim. Cumartesilerini, pazarlarını ve bütün tatillerini orada geçirdiğini anlattı. "Karım insanlarla iyi anlaşır," diye de ekledi. Tam da söylediği gibiydi, karısıyla Marie gülüşüyorlardı. Belki de hayatımda ilk kez, gerçekten evlenmeyi geçirdim aklımdan."
Veyahut, hiçbir şeye değer atfetmediğini düşünen karakterimiz, belli bir noktada ağlamak istemektedir:
"Bunun ardından mahkeme başkanı tanığa başka sorunuz var mı diye sorunca savcı, "Yo, hayır, bu kadarı yeterli oldu," diye bağırdı, bunu öylesine şevkle söyledi, bana öylesine zafer dolu bir ifadeyle baktı ki yıllar sonra ilk kez içimi aptalca bir ağlama arzusu kapladı, bütün bu insanların benden ne çok nefret ettiklerini anlamıştım çünkü."
Buralarda "hiçbir şey fark etmez" değildir. Ufukta belirli bir yönelim belirir. İşte hikayede bu tip belirişler en ilgi çekici yerlerdir. Çünkü anlamsızlık tersi yönde kırılır gibidir ve bize neyin önemli olduğunu ve olabileceğini gösterir. Anlam yaratır bu manevralar. O yüzden kilit anlar bunlardır;
Meursault ne zaman sinirlendi, ne zaman sevgi dolu hissetti, neden ağlamak istedi? Ve en önemlisi de, madem bu yaşam bu denli değersizdi de, ölüm cezası verildiğinde yaşam arzusu ile yandı tutuştu bu kişi? Fena!
Albert Camus'dan, dünyadaki anlamsızlık ve zeminsizlik üzerine yazılmış pek zekice ve sahici bir kurgu.