Ahmet Haşim Delibaş

Ahmet Haşim Delibaş
@HasimDel
olan bitenin alacakaranlığında...
Thomas Jefferson İncili - Hurafelerden Arındırılmış Kutsal Kitap
Hıristiyanlığı yeni insanlık fikirlerine uyacak şekilde yeniden tasarlamak istiyorsanız seçebileceğiniz bir yaklaşım, İsa’nın mevcut hikâyesini alıp doğaüstü her şeyden arındırmak ve geriye yalnızca uzun zaman önce yaşamış büyük bir ahlak öğretmeni hakkında ilham verici bir hikâye bırakmaktı. Bunun emsalleri zaten vardı; en dikkate değer operasyon Amerika’nın kurucu babası Thomas Jefferson tarafından gerçekleştirilmişti. 1819’da Yeni Ahit’in kopyalarını resmen kesip biçerek seçtiği pasajları, İsa’nın yaşamını, bir bakireden doğması, mucizeler ve Diriliş gibi unsurlardan arındırarak anlatan bir formda yeniden birleştirdi. Geri kalan metin, İsa’nın ahlaki öğretilerine, özellikle de Dağdaki Vaaz’a daha fazla vurgu yapılmasına olanak sunuyordu. Jefferson bu yeni metne The Life and Morals of Jesus of Nazareth, Extracted textually from the Gospels in Greek, Latin, French, & English [İsa’nın Yunanca, Latince, Fransızca ve İngilizce İncillerden Alıntılanan Hayatı ve Ahlakı] adını verdi. Yayımlandığında Jefferson İncili olarak tanınmaya başladı. Bir mektubunda söylediği gibi niyeti, “amfibolizmler” dediği şeyleri, yani şüphelendiği hikâyeler de dahil, çeşitli kişiler tarafından eklenmiş veya genellikle hurafe olan tüm belirsiz unsurları ortadan kaldırarak “insanlığa şimdiye kadar sunulan en yüce ve hayırsever ahlak kurallarını” bırakmaktı. Bir bakıma Valla ya da Erasmus geleneğinde çalışıyor, metinleri sorguluyor ve daha saf, daha faydalı olana geri dönmeye çalışıyordu. Ancak tabii ki Jefferson, bu geleneği biraz daha ileri götürdü.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Beşeri Bilimlerin Önemi
Huxley’nin 1880’de eğitime bilimsel bir temelle başlama konusundaki argümanlarını yineleyen bir konuşmasının ardından Matthew Arnold, “Literature and Science” [Edebiyat ve Bilim] isimli bir makale yazdı. Bilim gerçekten önemli, diyordu ama beşeri bilimler daha da önemliydi; bilimin keşiflerinden insani bir anlam çıkarmanın anahtarını elinde tuttuğu için en azından. Örneğin bilimin bize atalarımızın maymunlara benzediğini söylediğini duyduğumuzda, hemen atlayıp (pardon) kendimiz ve insan doğamız hakkında bazı sonuçlara varırız. Şayet daha yapıcı yönlere yönlendirilmezsek, bu tehlikeli ve olumsuz sonuçlar yaratabilir. Mesela şöyle düşünebiliriz: Biz zaten sadece hayvanız; kendimizden yüksek ahlaki standartlar bekleyemeyiz. Bunun yerine, diye yazıyordu Arnold, etik ve beşeri bilimler üzerine kurulu iyi bir eğitim, ahlaki dünya ve insan hakkında daha incelikli düşünmemize katkı sağlar. Aynı zamanda bize ulaşılabilecek yüksek standartlar sunar.
Humboldt Liberalizmi
Dolayısıyla Humboldt, devlete, en azından bireysel insanlık ve ahlak meseleleri söz konusu olduğunda, kendisini sınırlamasını tavsiye eder. İnsanlar bu tür şeyleri kendi yöntemleriyle keşfedebilmelidir; ancak bir istisnayla: Eylemleri, onları başkalarının gelişimine veya refahına tecavüz etmeye yönlendiriyorsa (örneğin şiddet içeren veya huzur bozan davranışlarla), o zaman devlet onları durdurmak için müdahale etmelidir. Devlet insanlara kiminle evleneceklerini, neye inanacaklarını, ne söyleyeceklerini veya nasıl tapınacaklarını söylemek için değil, esasen seçimlerinin başkalarına zarar vermediğinden emin olmak için vardır. Devletimizden bize büyük bir ahlaki vizyon sunmasını beklemiyoruz; düzgün bir yaşam ve özgürlüğümüz için gereken temel koşulları sağlamasını istiyoruz.
Evrensellik vs. Tikellik
Dolayısıyla tüm yollar ve Montaigne’in insanlık hâlinin bütünlüğüne dair prensibi, belli kişisel özelliklerle sınırlandırılmadan herkese uygulanmalıydı. Öte yandan hümanistler için tikellik de önemliydi. Kulağa çelişki gibi gelebilir. Ancak evrensellikle ilgili ilk fikir ile çeşitlilik veya tikelliğe dair ikinci fikir hiçbir zaman gerçekten zıt amaçlara yönelmedi. Aslında bu fikirler asıl anlamlarını bir araya geldiklerinde kazanır. Çeşitlilik yoksa, evrensellik boş bir soyutlamaya dönüşür, hatta insanlık dışı hâle geldiği söylenebilir. Evrensel insanlık fikrini kapsamayan çeşitlilik ise yalnızca azıcık temas noktası sunarak hepimizi yapayalnız bırakırdı. Bu ilkelerin her biri diğerini besler. Baskıcı bir toplumda kaybolduklarında ise genellikle birlikte kaybolurlar. İnsani farklılıklara saygı duymayan yönetimler, insan yaşamındaki, baktığımızda hem kendimizi hem de başkalarını görebileceğimiz o evrensel “aynaları” fark etmek konusunda da başarısızlığa uğramaya yatkındır.
Sayfa 192
Thomas Paine - Akıl Çağı
Paine, kilisenin Galileo’ya gökyüzünü, güzelliği ve mükemmel düzeniyle, Yaratıcı’sının gücünün en canlı tanığı olan o gökleri incelediği için zulmettiğini düşünmenin ne kadar şaşırtıcı olduğunu yazar. “Tanrı’nın yarattığı evrenin yapısını incelemeyi ve üzerinde tefekkür etmeyi dinsizlik kabul eden herhangi bir şeyin din adı altında var olması” ona inanılmaz geliyordu. Paine’in fikirleri ve İsa’nın insanlara kefaret sunmak için dünyaya gönderildiği fikrini reddetmesi tipik deist düşüncelerdi. Paine, özellikle çarmıha gerilmeyi anlatan kutsal metinlerin, “yaradılışın taze havasını soluyan” kişilerden ziyade, “hücresindeki bir keşişin kasvetli dehasına daha uygun görünen ve bu keşişler tarafından yazılması kulağa imkânsız gelmeyen” acımasız hikâyeler olduğunu düşünürdü. Bu tür hikâyeleri yaymak için daha sonradan ortaya çıkarılan kilise kurumları daha da kötüydü. Bunlar “insanlığı korkutmak ve köleleştirmek ve güçle kârı tekelleştirmek için kurulmuş insan icadı şeyler”di.Paine’in bunların yerine tercih ettiği ilkeler, hümanist ilkelerdir: Yaşadığınız için minnettar olun, acıya tapınacak hale gelmeyin, başkalarına karşı hoşgörülü davranın ve sorunlarla mümkün olduğunca rasyonel bir şekilde başa çıkmaya çalışın. Paine, Aydınlanmacı hümanist inancını şöyle özetliyordu:İnsanların eşitliğine inanıyorum; dinî görevlerin de adaleti yerine getirmek, merhametle dolu olmak ve diğer canlıları mutlu etmeye çalışmaktan ibaret olduğuna inanıyorum.