Ahmet Haşim Delibaş

Ahmet Haşim Delibaş
@HasimDel
olan bitenin alacakaranlığında...
Sevmeden edemeyeceğim
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
bir kitap, parçaları soğuk ve vurucu gerçeklerden oluşmasına rağmen, nasıl oluyor da beni iyi hissettirebiliyor? norveç edebiyatı, bir kez olsun şaşırtmıyor. gerçekten kısıtlı bir yörenin sunmuş olduğu edebiyat türü olmasına rağmen, beğenimi kazanma konusunda en istikrarlı olan bir tarz, norveç edebiyatı (iskandinav da denebilir) bilinçli bir şekilde bastırdığı bir takım duygular ve hatıraları olan baş kahramanımız trond, bilinçdışının sinsi yönlendirmeleriyle kendisini mevzunun içine doğru giden bir yolculukta bulur. budur işte! soğuk, acımasız, karşılaşmak istenilmeyen hatıralar. kayıplar ve acılar. fakat yok olsunlar. yok olsunlar ki yaşamıma devam edebileyim. ah, ama benliğimizin emirlerine itaat etmeyen bilinçdışı... jung demiştir ki, siz bilinçdışınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz. kitabın arka kapağında şöyle tanıtılmış: "trond 67 yaşında kenti arkasında bırakıp norveç ormanlarında inzivaya çekilir. taşra hayatı güzeldir ama daha on beş yaşındayken hayatını alt üst eden olaylar tesadüf eseri yeniden zihnine hücum eder. artık sandıktaki sırların bir bir ortaya dökülme vakti gelmiştir." tesadüf mü? peki siz ona tesadüf deyin. bilinçdışı görevini güzel yapıyor demektir! ve işte trond, sakin ve huzurlu bir yolculuğa çıkayım derken, en yakın arkadaşı jon'un kaybıyla sonuçlanan travmatik olayda başkahraman olan lars ile yemek yerken bulur kendisini. babasının yok oluşuyla, jon'un kaybıyla, çevresinde gelişen ve ağza alınmak istenmeyecek kötü olaylarla yüzleşmenin orta yerinde. mevzular 1942-1948 arasında yaşanmıştır. nazilerin oslo'ya bile hükmettiği bir dönemin tesirinde. babası özgürlükçü, nazi karşıtı bir örgütün üyesidir ve biz bunu direkt olarak anlamayız. zaman içinde olaylar yaşandıkça,
At Çalmaya GidiyoruzPer Petterson · Metis Yayınları · 20211,488 okunma
Reklam
Dune: Yapay Zeka ve Otokrasilerin Şafağındaki Mitik İfade
10/10
·712 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
“Bir zamanlar, insanlar düşünme işini makinelere devretmiş, böylece özgürleşmeyi umut etmişlerdi; ama bu, makinelere sahip başka insanların onları köleleştirmesine yol açtı sadece.” Paul, “İnsan gibi düşünen makineler yapmayacaksın,” diye alıntıladı. Yaşlı kadın, “Butleryan Cihadı’na ve Turuncu Katolik İncili’ne gönderme yaptın,” dedi. “Ama T.K İncili’nin asıl söylemesi gereken şuydu: ‘İnsan aklını taklit eden makine yapmayacaksın.’” ----- Yaklaşan tehlikenin ayak seslerini duyuyoruz: Yapay Zeka ve Otokratik Liderler. Liberal demokrasilerin tehdit altında olduğu ve karizmatik liderlerin git gide ön plana çıktığı bir periyodun içerisindeyiz. Buna paralel gelişen ikinci bir tehlike var, korkunç bir ivmeyle hayatımıza giren yapay zeka araçları. Birincisinin sonu faşizmle(bireyin ölümü), ikincisinin sonu ise insanlığın köleleşmesiyle sonuçlanabilir. İşin daha ilginci, yapay zeka otokrasilerin kontrolüne geçerse, yönetim ile toplum arasındaki uçurum çok daha distopik bir hal alabilir. Dune evreni tam olarak bu iki gerilimin üstüne kuruluyor. Frank Herbert, dahiyane bir öngörüyle, kontrolü sağlanamayan bu iki durumun insanlığa çok büyük zararlar açacağını düşünüyor. Bu düşünce ikliminin sonucunda Dune evreni meydana geliyor. İddiam o’dur ki, tam olarak bu yüzden Dune, hiç olmadığı kadar gündemde. Meta narrasyon devrede. Kolektif bilinç dışı işliyor. Meta narrasyonlar hala faal: İnsanlığın en acil ihtiyaçlarını gideriyor. İşte bu sebeple Dune, tam bugün, burada ve şimdi infilak ediyor. En güncel problemlerimizi, en güçlü şekilde masaya yatırıyor. Çünkü bugün bu bir dönüşümün şafağındayız ve yarının bizi nereye götüreceğini bilmiyoruz. Şu an, tarım devrimi gerçekleşirkenki tedirginlikte, göçebe bir yaşamın sonlanışındaki endişeli ruh halindeyiz: Yarın bize ne
DuneFrank Herbert · İthaki Yayınları · 202115,7bin okunma
Wikileaks: Halkın İlk İstihbarat Örgütü, Bilginin Korunumu
10/10
·426 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
Wikileaks 2006'da kuruldu ve o zamandan bu yana dünyada birçok değişiklik meydana getirdi. Devletler, şirketler, örgütler: Kenya, İzlanda, Hollywood, Türkiye, Asya, Avrupa, Julius Baer Group, Scientology, Sony… Etkileri ise son derece büyük oldu. Kenya’da ve Ortadoğuda yönetimlerin değişmesine, özel kurumların tahakkümlerini kırmaya, algı yönetimi yapan Amerika Birleşik Devletleri kurumlarının yarattığı kurguların toplum tarafından geri tepmesine yol açacak türden etkiler. Julian Assange ve onun misyonunun vücut bulmuş hali olan Wikileaks, algıların yerine gerçekleri yerleştirmeyi amaçlar. Gayesi, kişisel bilgileri ortaya saçmak veya bir dedikodu ve ifşa kültürü yaratmak değildir. Aksine Assange, bireysel gizliliğin korunumunu destekler. Onun yapmak istediği, kamuyu ilgilendiren yalanların ve gizli bilgilerin ifşa edilmesidir. Yani toplumu ilgilendiren meselelerde şeffaflık ilkesini benimser. Ayrıca Wikileaks, hackerlık yapan bir kuruluş değildir. Wikileaks yayımcılık yapan ve kar amacı gütmeyen bir medya organizasyonudur. Tüm halkların vatandaşlarını, herhangi bir kurumun suçlarının kanıtları olan belgeleri Wikileaks’e ulaştırmak için cesaretlendirir. Kurduğu teknik mekanizma sayesinde bu kişileri anonim tutar ve sağladıkları belgelerin önemi ve gerekliliğine bağlı olarak belgeleri yayımlamayı onlara vaat eder. Bu yüzden, ne bilgiler çalan, ne casusluk yapan, ne de gizlilik karşıtı olan bir organizasyon değildir. Sadece vicdanı tarafından harekete geçirilmiş vatandaşların ulaştırdığı bilgilerin editörlüğünü yapıp, bu belgeleri işleyerek bir haber haline getirir. Ve bu haberleri tekrar toplumun kendisine iletir. Aynı zamanda tüm belgeleri olduğu gibi yayına sürer, diğer kuruluşlar ve insanlar da faydalanabilsin diye. “Kötülük problemi, bir bilgisizlik, bir cehalet
Onaylanmamış OtobiyografiJulian Assange · Alfa Yayıncılık · 201921 okunma
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
Erken dönem Elon Musk, varoluşsal krizlerinin nirvanasında her türden ekol ile boğuşur. Yaşamı anlamlandırmak için ideolojileri araştırmaya koyulur. Dinleri gerçeklikten çok uzak, felsefeyi de fazlaca depresif bulacaktır. Söyleşilerinde bundan sıkça bahseder. “Bir ergen olarak Schopenhauer, Nietzsche okumak… anksiyetemi körüklemekten başka bir işe yaramıyordu.” Fakat sonra, bu ideolojik serüvenin akabinde, aradığı anlamı Douglas Adams’ın “Otostopçunun Galaksi Rehberi”nde bulacaktır. Eserdeki şu direktif ona ilham verecekti: “Dünyada yapılacak en zor şey hangi soruların sorulacağını belirlemektir. Bir kez soruyu belirlediniz mi, cevabı bulmak daha kolaydır.” O halde sormalıyız: Cevabımız kainat, peki o zaman sorular nelerdir? Sahi, kainat ne sebeple yaratıldı, hangi soruların cevabı olarak var oldu? Bunu cevaplayabilmek için bilinç seviyemiz elverişli değil ve üstüne üstlük tehdit altında. O halde bilincin kapsamını ve ölçeğini alabildiğine genişletmeli ve koruma altına almalıyız. Yapılacak en iyi iş, bu kainatın anlamını deşifre etmek için, bilinci yaymak ve onun varlığını koruma altına almak olmalıdır. İşte bunu salık veriyor Elon Musk. Bu Elon Musk’ın ve onun bütün şirketlerinin temel ideolojik temelidir. SpaceX, Tesla, SolarCity, Neuralink, Starlink… Bu firmaların hepsi de bu temel ideolojinin bir tür dışavurumudur. Mars’ta kolonileşme arzusu, bu idelojinin bir sonucudur. Musk’ın ultra mantıklı misyon ifadesi budur: “Yapılması akla yatkın olan tek şey daha büyük toplu aydınlanma için çalışmaktır.” Musk, bu konuda kendisini o kadar kendisini kaptırmıştır ki, eşi Riley’in iddiasına göre o, Mars’a ilk ayak basan kişi olma gibi bir gayesi bulunduğunu söylemiştir. Fakat sonraları biyografi yazarımız Vance, kendisine bununla ilgili soru sorduğunda bunu hatırlayamamış
Elon MuskAshlee Vance · Buzdağı Yayınları · 20202,794 okunma
Modern dünyaya fırlatılmışlık
10/10
·888 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
Bir dönüşüm hikayesi. Günümüz dünyasına doğmuş bir insan, izole bir halde yetiştiği taktirde, antik dönemlerde dünyaya gelmiş bir kimse ile hiçbir fark oluşturmayacaktır. Fark yaratan, yazılı ve sözlü olarak aktarılmış yaşam formlarıdır, kültür genetiğidir. İnsan, kurulum sürecinde — bilhassa çocukluk ve ergenlik — adeta tüm insanlık serüveninin fikir akımlarını, yaşam deneyimlerini ve olanaklarını kültür aracılığıyla idrak eder ve pozisyonu buna göre şekillenir. Bir dönüşüm hikayesi. Bildungsroman deniyor buna. Hikayenin kahramanı gençtir, hamdır, bilgisizdir, deneyimsizdir. Bir serüvene atılır ve zaman içinde gelişir, büyür, olgunlaşır. Hayatın sillesini yer, aşık olur, gözleri açılır, uykudan uyanır, aydınlanır. Olacağı şeye dönüşürken, biz izleyiciler inşa sürecine şahit oluruz. Mann’ın kendi hayatı da bir çeşit inşa sürecidir. Burjuva bir ailede başlayan ham bir yaşamdan, Almanya’nın en büyük yazarı olmaya dönüşen bir yaşam. Cumhuriyet karşıtı bir monarşistten, Weimar Cumhuriyeti’ne destek veren bir yazar olmaya evrilen bir yaşam. Bir dönüşüm hikayesi fakat 20.yüzyılda, modern dünyanın içine fırlatılmış bir kimsenin dönüşüm hikayesi. Bu aslında sıradan bir kimsedir. Onu farklı kılan şey maruz kaldıklarıdır. Bahsettiğimiz kişi Hans Castorp’tur. Fakat bu aynı zamanda yazarımız Thomas Mann’dır. Ve izin verirseniz bu, günümüz dünyasına fırlatılmış, kesin bir taraf olamayıp olayları gözlemleyerek mevzuların özünü idrak etmeye gayret eden biz şaşkınların, bağımsız kimselerin hikayesidir. Bir okuyucu, istisnaları elimine ettiğimizde, daima özgür ruhlu olacağı için biz okurları başkahramanımız ile eşleştirebiliriz. Buraya fırlatıldık ve maruz kaldığımız tonla düşünce akımı var. Aydınlanmacılar, modernistler, post-modernistler, liberaller, mistikler, cumhuriyetçiler,
Büyülü DağThomas Mann · Can Yayınları · 20191,528 okunma
Reklam