"Talepkâr, tavizsiz ve dik kafalıydı. Feminist, Marksist, liberal, muhafazakâr, Demokrat veya Cumhuriyetçi değildi. Dünyayı seviyor ve insanlık durumunun temel unsurları addettiği şeyleri kabul ediyordu: Yalnız başımıza var olmayız, hepimiz birbirimizden farklıyız, görünürüz ve yok oluruz. İkisinin arasında bir oluş mekânında var oluruz ve yeryüzüne sevgi besleyerek müşterek dünyayı inşa etmeliyiz."
Hannah Arendt'in doğduğu çevre, ilk dönem çocukluk anıları, babasının ölümü, Yahudi bir kadın olmak, Nasyonal Sosyalizmin yükselişi, sürgün, hocası ve sevgilisi Heidegger, akıl hocası Jaspers, can dostları Walter Benjamin, Hans Jonas, Mary McCarthy ile olan ilişkileri ve daha birçok özgeçmiş hikayesi anlatılarak bu yaşanmışlıkların Arendt'in düşünce dünyasını nasıl da etkilemiş ve şekillendirmiş olduğunun bir takibi yapılır. Bu biyografinin sonunda, onu tüm nüansları ile anlayarak daha bütün bir Hannah Arendt görür hale geliyoruz. Tahminimden çok daha fazla baş gösteren Heidegger teması, beni ayrıca tatmin eden şeylerden biriydi.
"Arendtin çocuksu oyunbazlığı, Heidegger'i ona çeken birçok özelliğinden biriydi. Ofisinde ilk kez yalnız görüştüklerinde Heidegger Arendt'e abayı yaktı."
Arendt okumak neden önemli? Bunun çok güçlü sezgisel cevapları bulunsa da, rasyonel bir biçimde kendisini gösteren iki çok önemli başlık geliyor aklıma: Düşünce ile eylem arasında kurmaya çalıştığı denge (bu denge enteresan bir istikrarla, hem düşüncede hem eylemde kendisini gösteriyor onun yaşamında) ve huzurlu bir yaşam için sunmuş olduğu toplumsal insan tasavvuru.
Düşünce ile Eylem arasındaki denge: O, düşünce ve eylemin harika bir bileşimini bize sunacaktır. 20. yüzyılın en büyük filozoflarıyla görüşmüş, onlarla çalışmış birisi olarak o, felsefe dünyasının insan yaşamıyla arasındaki