14. Yüzyılda Orta Asya'da veba salgını baş göstermiş ve 1347-1352 yılları arasında İtalya üzerinden Avrupa'da da hızla yayılmaya başlamış, yaklaşık 30 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur. Salgın dönemin sanatçılarını da derinden etkilemiş, dünya tarihinin ilk öykü antolojisinin meydana gelmesine vesile olmuştur.
Giovanni Boccaccio hukuk fakültesi eğitimi ve tüccarlık geçmişi sebebiyle halkın her kesiminden insanla muhatap olmuş ve bu insan ilişkilerindeki deneyimlerini veba salgını etkisindeki Floransa gözlemleriyle birleştirerek, kelime anlamı Antik Yunancada "On günlük bir olay" anlamına gelen Decameron eserini meydana getirmiştir.
Kitapta belirtildiği üzere yedisi kadın üçü erkek on kişilik bir topluluk salgından yoğun şekilde etkilenen Floransa'dan uzaklaşıp civar köylerden bir tanesine giderek iki haftalık tabiri caizse "kafa dinleme" planı yaparlar. Her güne topluluğun her üyesinden birer öykü dinlenecek şekilde on öykü sığdırarak on günde toplam yüz öykü anlatılır. Öykülerin anlatılması dışında topluluk üyeleri şarkılar söyler, güzel yemekler yer, kuş cıvıltıları dinler ve güzel doğa manzaraları eşliğinde her şeyin güllük gülistanlık olduğu bir iki hafta geçirirler. Burda yazarın anlatmak istediği şüphesiz böyle olağanüstü bir salgın hastalık ortamında insana en iyi gelebilecek şeyin ona mutluluk veren, huzur içinde bulunduğu bir ortamda yer alabilmesi düşüncesidir. Yakın tarihte yaşadığımız covid-19 salgını sürecinde yaşanılan stresli, oldukça zor geçen psikolojik dönemi düşündüğümüzde yazara hak vermemek mümkün değil. Bu açıdan baktığımızda elimizdeki bu kitap dünyanın ilk öykü antolojisi olduğu düşünüldüğünde kurgu bazında gayet başarılı bir zemine oturtulmuş bir kitap.
On günde anlatılan öykülerin konuları kadın-erkek ilişkilerindeki çarpıklıklar, dönemin din anlayışı ve din adamlarının dini kötüye kullanarak insanlardan faydalanması, aşkın ve sevginin kutsallaştırılması gibi şeyler olup; kimi yerlerde güzel mesajlar veren kimi yerlerdeyse güldüren, günümüz öykülerine nazaran oldukça basit bir olay örgüsüne sahip öyküler olduklarını görüyoruz.
Günümüzden neredeyse 700 yıl önce yazılmış bir kitap olmasına karşın din adamlarına, ilişkilere dair yapılan tespitlerin yerindeliği ve güzelliği beni şaşırttı. Öykülerdeki kahramanların olaylara yaklaşımı ve bakış açılarına hala günümüz insanında da rastlanmaktadır. Bir diğer ifadeyle aradan geçen zamanın ne kadar uzun olduğu önemli olmaksızın insan ilişkilerindeki tavır ve tutumlar hiç değişmiyor, adeta bir kalıp halinde nesilden nesile aktarılıyor ve aktarılmaya da devam ediyor. Bu da Bocaccio'nun müthiş gözlem yeteneğine sahip bir yazar olduğunu gösteriyor bizlere.
Rekin Teksoy çevirisini çok beğendim. Çevirmenimizin önsözü bilgilendiriciliği ve okuyucuyu kitaba hazırlayışı bakımından oldukça güzeldi. Çok akıcı bir dille çevirmiş ve keyifle okunur hale getirmiş Rekin Teksoy. Kalınlığı gözünüzü korkutmasın, keyifle okuyacağınız güzel bir kitap Decameron.
İyi okumalar dilerim.