Gönderi

Puan vermedi·184 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
-spoiler- Bazı kitaplar insanı üzer, bazılarıysa insanın içinde yıllardır adı konmamış bir yarayı bulup ona dokunur. Kitabı okurken sadece Zeze'nin hikayesini okumadım; susturulan çocukları, sevgisiz büyütülen insanları ve “alışmak zorunda bırakılan” hayatları düşündüm durdum. Kitaptaki aile yapısı beni en çok yaralayan şeylerden biriydi. Özellikle bizim toplumumuzda da çok sık görülen o anlayış… Çocukların bir birey değil de ileride aileye bakacak insanlar gibi görülmesi. Sanki onların hayalleri, korkuları, kırgınlıkları yokmuş gibi davranılması. “Hayat bu, yaşayacaksın” denerek insanların istemediği hayatların içine itilmesi. Zeze’nin yaşadıkları bana bunu çok güçlü hissettirdi. O küçücük çocuk sürekli azar işitiyor, şiddet görüyor, yanlış anlaşılıyor ama aslında tek istediği biraz sevgi görmek. Bence Zeze’yi bu kadar gerçek yapan şey de buydu. O, tamamen “iyi” bir çocuk değil; yaramazlık yapıyor, hayal kuruyor, kaçıyor, yanlış şeyler söylüyor. Ama bütün bunların altında sevgiye inanılmaz aç bir çocuk var. İnsan okurken ona kızamıyor bile. Sadece sarılıp ağlamak istiyor. Ve sonra hayatına giren o adam… Manuel Valadares. Zeze için sadece iyi davranan biri değildi bence; o, Zeze’nin ilk kez gerçekten görüldüğü yerdi. Kitap boyunca hissedilen bütün o baskıcı ve sevgisiz dünyanın içinde küçük bir nefes gibiydi. Bu yüzden onun sevgisi Zeze için sıradan değildi, adeta hayata tutunacak bir dal gibiydi. Belki de beni en çok mahveden şey, Zeze’nin tam sevilmeye alışırken bunun elinden alınmasıydı. O ölüm haberi kitapta sadece bir karakterin ölümü gibi gelmedi bana. Daha çok, insanın hayata güvenmeye başladığı anda her şeyin elinden kayıp gitmesi gibiydi. Tıpkı gerçek hayattaki bazı ayrılıklar gibi hazırlıksız, ani ve insanın içinde kocaman bir boşluk bırakan türden. Kitabın en acı taraflarından biri de şuydu bence, Zeze ölüm döşeğine düştüğünde bile sevgiyi reddetmedi. Tam tersine, ona uzanan küçücük bir şefkate bile bütün kalbiyle sarıldı. Çünkü bazı insanlar sevgisizliğe alışmış gibi görünse de, içlerinde hala sevilmek için bekleyen bir çocuk taşıyor. Zeze de tam olarak öyleydi. Sanırım bu kitabın bende bu kadar büyük bir yer edinmesinin sebebi, Zeze’nin çok edebi bir karakter gibi değil de gerçekten yaşamış bir çocuk gibi hissettirmesiydi. O kadar içimizden biri ki… Mahallede görmüş olsak dönüp bakmayacağımız bir çocuğun iç dünyasında nasıl bir yalnızlık taşıyabileceğini gösteriyor insana. Kitap bittiğinde içimde uzun süre geçmeyen bir ağırlık kaldı. Çünkü bazı çocuklar gerçekten sadece biraz sevgiyle değişebilecekken, dünya onlara bunu bile çok görüyor. Kucak dolusu sevgiler Zeze, seni çok seviyorum.
Edebiyat
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,1bin okunma
·
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.