·1062 syf.····Okunma: 30 Eylül 2023 00:58 Kalbimde derin, kapanmayacak yara açan bir kitaptı. Rus edebiyatına bu kitapla giriş yaptım sanırım tam olarak. Beni duygudan duyguya sürüklerken daha önce hiçbir kitaba bu kadar kapıldığımı hissetmediğimi fark ettim bu yüzden de bazı okurların neden 'En iyi roman' başlığı altında bu kitabı gösterdiğini anladım.
Romanda örnek gösterilecek kadar münasip, iyi evlilik bir de yasak aşk teması işleniyor genele vurursak. Birtakım sosyal mesajları da içermiyor değil roman, mesela diğer yandan da Çarlık Rusya'sında köylülerin yaşamlarının dayanılmaz hayatlarını ele alıyor yazar. Karakterleri betimlemesi o kadar akıcı ki okumaktan sıkılmadım hatta bu kitap için sabahladığımı biliyorum (ilk defa film izlemekten değil) sonu kabullenmek istemediğim kadar kötü olsa da bunu yazdığı için yazara minnettarım.
Levin ilk önce sevdiğim daha sonra sevmediğim ardından tekrar sevdiğim bir karaktere dönüştü aslında yeniliklere kapalı gibi gözüken karakter en çok değişim gösteren karakterdi. Levin'in ilk halini kendime benzetiyorum pek çok açıdan bu yüzden son hali ile sohbet etmek istiyorum.
Anna ve Vronskiy bölümleri o kadar heyecanlandırıyordu ki beni ana karakter Anna olmasına rağmen bana az işlenmiş gibi geliyordu. Yazar'ın Anna'yı tasvir edişi sesli okunduğunda kör birini bile Anna'ya aşık edebilirdi. Kısacası okurken romanın tiyatrosundaymışım gibiydim, bu açıdan benim zihnimde başka bir evrende bu gerçek bir yaşanmışlık.
Çok uzun zamandır beni bu kadar heyecanlandıran bir roman okumamıştım ve açıkçası 1000 küsür sayfa olması beni hep kendinden itmişti. Kitaplığınızda bir yerde hep bakışıyorsanız mutlaka (en azından ölmeden önce) okuyun. Yazar son 60 sayfasında Levin karakterinin üzerinden varlık felsefesi tartışması yapmış ama sorgularken aklından şöyle geçiriyor Levin "Akılla anlaşılmayan bir bilgi şahsen bana, benim yüreğime hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde verildi, bense ısrarla bu bilgiyi akıl ve sözlerle ifade etmek istiyorum." (s.1061) bende şunu çıkarıyorum 'Kalbimizi yangın yerine çeviren bir olayda bile hislerimizi ifade edemiyoruz, içimizde bile. Bu kadar kutsal bir soruyu en azından bu toylukla açıklayamayız.'
Tekrar Anna'ya dönersem ona hem kızıyor hem de içimde büyük bir şefkat ve merhamet besliyordum. Oğlunu bu denli sevmesi ama elinden de onu görmek için hiçbir şey gelmemesi, daha doğrusu oğlunu görebilmesinin tek yolu istemediği bir evliliğe katlanmak zorunda bırakılması okuyucuya (kadın okuyucuya daha çok) acı veriyor. Yazar Anna'ya hayranlığını ifade etse de öldükten sonra kalkmış oturup hiçbir şey olmamış gibi bir koca bölüm daha yazmış Anna'dan tek kelime bahsetmeyerek, gözlerim Anna'yı her satırda aradı bu kitap bu kadar üzücüyken Anna'nın umursanmaması ve zaten dışlanma, nefret ve intikam gibi duygulara yenik düşüp kendi canına kıyması yetmezmiş gibi kitabın adını alan karakterin son sayfalarda hali, yokluğunun yarattığı farklılık ve acı yok derecesinde işlenmiş. Sonu için bunu beklememiştim.
Vronskiy bölümlerini hayranlıkla gülen gözlerimle okusam da sonlara doğru kötü (bence çünkü olağanüstü bir kötülüğü yok) bir etki yarattı. Anna'ya o kadar üzülüyordum ki onu üzen karakterlerden soğudum. Bu kitap çok daha iyi incelenebilirdi ama bazen hissettiklerimin yoğunluğunu kelimelere dökemiyorum hele ki bu kitaba karşı, hissettiklerimi bu denli anlatabileceğimi sanmıyorum.
Kısacası tatile çıktığınızda, okuyorsanız yaz tatilinde ya da herhangi bir müsait zamanınızda okuyun, lütfen. Başlıkta da yazdığım gibi 'Çözüm arayışı' işleniyor her karakter üzerinden neredeyse, bunların konuları farklı olabilir. Anna'nın çözümü kendi gururu ve başkalarına acı çektirmek için bir anlık kibiri ile kendini öldürmek oldu.