Eyvâh! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim, o hâksâr kaldı
Bir gûşede târmâr kaldı
Baki o enîs-i dilden, eyvâh!
Beyrut'ta bir mezar kaldı!
(...)
Yârimdi o, yoktu bir rakîbi,
Olmuş idi ruhumun tabîbi.
Şimdiyse elinde yok ilacım,
Lâkin onadır hep ihtiyacım.
(...)
Bir gün dedi ıstırap içinde:
"Ben ölmeye gelmişim bu Hind'e"
"Ölmek" dedi, kahkahayla güldüm.
Duydum ki fakat içimden öldüm.
Ettik biz o anda, nim zinde,
Nefretle veda Hind ü Sind'e,
"Kaldım mı" demişti yolda bir gün,
"Hind'in bu uzak denizinde..."
(...)
Geçti iki gün Aden'de tebsiz,
Bir ruze idi, o yani şebsiz.
Doktor sevinir, mariz rahat,
Herkeste meserret-i ifakat.
Sakindi deniz, vapur taabsız,
Gülmez misiniz buna acep siz?
Tufan görünürdü bence, zira
Ağlardı tabi kızım sebepsiz.
(...)
Ölmek ona hiç yakışmıyor, hiç,
Gönlüm bu söze alışmıyor hiç.
Haksız görünüşlü bir hakîkat
Müdhiş bir cinayet-i tabiat...
Aklım bu işe çalışmıyor hiç.
Allah'sa bana karışmıyor hiç
Sabretmek imiş bu derde çare,
Çarem de benim savuşmuyor hiç.
(...)
Ettikçe seni dizimde takbil,
Şair de çocuktur ey kızım, bil...
Çok mesele halleder vücudun,
Baziçesidir o dest-i cûdun.
Sensin kılan ol mezarı te'vil,
Ömrüm olacak seninle tekmil.
Ben sence oyuncağım, müsellem,
Sense bana bir garip temsil.
(...)
Artık keseyim yeter figanı,
Ervaha dokunmasın ziyanı.
Bu ah ki candan eyliyor cuş.
Artık anı kendim eyleyim gûş.
Medfen olayım ana, cihanı,
Fevkımda tavaf ede revanı.
Artık kalayım sükût içinde,
Fikr etmek için o yar-ı canı...