·354 syf.····Okunma: 01 Ekim 2023 13:44 Drina Köprüsü, tarihle kurguyu birleştiren etkileyici bir roman. 1942-1943 yıllarında yazılan roman, ilk kez 1945 yılında yayımlanmış. Ivo Andriç’in 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü de yine Drina Köprüsü ile gösterdiği başarıyla aldığını söylemek mümkün.
Olayların geçtiği Vişegrad kasabası; Drina Irmağı’nın kenarında, Bosna-Hersek ile Sırbistan’ı sınırı üzerinde kritik bir noktadadır. Vişegrad halkının hikâyesi, köprünün inşa edilme sürecinden (1560-1570’ler) başlayıp I. Dünya Savaşı’na (1914) kadar anlatılmış. Bu esnada gerçekleşen mühim olaylar, bazı tarihî ve kurgusal karakterler üzerinden anlatılırken tarihle kurgunun iç içe geçtiğini görüyoruz.
Köprünün inşa süreci, bu süreçte yaşanan sıkıntılar, sabotajlar, köprü ile birlikte yaptırılan kervansaray, yaşanan sel felaketleri, kolera salgını, Sırp İsyanı, Avusturya’nın Bosna’yı işgali, bölgeye demir yolunun gelişi, ekonomide yaşanan dalgalanmalar, Sırbistan’da yaşanan taht değişikliği (1903) ve yine aynı dönemlere rastlayan Türkiye’deki rejim değişikliği (1908) ve son olarak Trablusgarp Savaşı (1911-1912), Balkan Savaşları (1912-1913) ve I. Dünya Savaşı (1914) ile yaşananlar romanın temel konularını oluşturuyor. Bu olaylar yaklaşık 350 yıllık bir süreçte gerçekleşirken köprünün bu olaylara tanık oluşunu okuyoruz.
Olayların yaşandığı Vişegrad kasabasında farklı dilleri konuşan, farklı etnik kimliklere sahip ve farklı dinlere mensup insanlar; zaman zaman huzur içinde zaman zamansa diken üstünde yaşar. Türk, Sırp, Boşnak; Müslüman, Hristiyan, Yahudi birçok farklı millete ve inanca mensup insanın yıllar içerisinde değişen idareler altında birbirlerine yansıtmaktan çekindikleri birtakım duygularla hep birlikte yaşamaları hayli dikkat çekicidir. Yazar da bu husustan renk vermez, bu farklı kültürlere ve inançlara sahip insanların her birini insanca duygularla anlatır. Romanda kasaba halkının gelenekleri, görenekleri, aşk hikâyeleri, masalları ve efsaneleri köprünün tanıklığı altında anlatılır. Bunlara yukarıda bahsettiğim tarihî olaylar da dâhil olur.
Köprü, 1571-1577 yılları arasında 6 yıllık bir zaman diliminde inşa edilir. Köprüyü yaptıran Sokollu Mehmet Paşa’dır. Köprünün yanına bir de vakfiye olarak kervansaray yaptırır. Köprü kadar olmasa da romanda bu kervansaray hakkında da bilgi veriliyor. Drina Köprüsü, kasabanın iki yakasını birbirine bağlar ve bu durum hayatı kolaylaştırır. İnsanlar köprüyü bir sosyalleşme alanı olarak da kullanır. Ivo Andriç, köprüde bulunan teraslı bölgeyi ifade etmek için ‘’kapiya’’ kelimesini kullanır. Burası insanların sohbet etmek, keyifli vakit geçirmek, oturup bir şeyler yiyip içmek için geldikleri yerdir. Zaman zaman yaşanan felaketler köprüyü etkilememekle birlikte insanların sosyal hayatlarını değiştirmiş, bazen çok eğlenceli olan köprü hayatı bazen de tam tersine, oldukça ıssız, tatsız bir havaya bürünmüş.
Köprü âdeta canlı bir varlık, insanlarla birlikte ömür süren, onlardan biri gibi tasvir edilmiş. Fakat her bölümün sonunda köprünün değişmez, sarsılmaz, ölmez bir yapı olduğu vurgusu yapılmış. Bu da bana Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ni anımsattı. Orada da mekânın başkahraman gibi karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Mekân üzerine kurulmuş birer anlatı olması bakımından iki eser benzer nitelik gösteriyor diye düşünüyorum. Tabii Bastiani Kalesi, Drina Köprüsü gibi gerçek bir yapı değil, onun da altını çizelim.
Romanda ilahi bir anlatıcı söz konusu. Köprünün 350 yıllık tarihini çevresiyle ve kasaba insanıyla anlatan, yöre halkını tanıyan, onların dertlerini bilen, aşklarına tanık olan; yani kısacası her şeyi bilen bir anlatıcı bu.
Yıllar geçer, kasaba ve kasaba halkı değişmeye başlar. Yaşanan isyanlar, işgaller kasabadaki yaşamı ve insanları da değiştirir. Özellikle romanda, 1878 yılında yaşanan Avusturya İşgali ile kasabada değişen hayat üzerinde durulur. Kasabaya gelen yabancı memurların ve askerlerin yarattığı değişim önemlidir. Her şey değişir ama bir şey ilk günkü gibi dimdik ayakta ve aynı kalır; o da Drina Köprüsü’dür.
1800’lü yılların sonunda köprüde bakım çalışmaları olur, yine 1900’lü yılların başında demir yolu inşa edilir. Kasaba halkının hayatına trenin girişiyle birlikte köprünün önemli ve kullanımı azalır. Özellikle 1900-1914 yılları arasındaki bazı savaşlar kasaba halkını çokça etkiler. Ekonomik sıkıntılar, ilhak krizi, Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve üzerine gelen I. Dünya Savaşı kasabanın son ve en büyük felaketleri olur. Trablusgarp, Balkan coğrafyasını ilgilendiren bir savaş olmasa da Osmanlı İmparatorluğu adına önemlidir ve kasaba halkı savaşla ilgili haberleri dikkatle takip eder.
350 yıla yakın bir süre ayakta kalan, hiçbir değişimden ve felaketten etkilenmeyen köprünün akıbeti ne olacaktır? Kasaba halkının kutsiyet atfettiği bu büyük eserin sonu ne olacaktır? Bu gibi soruların cevabını da okurlara bırakalım.
Roman Sırpça kaleme alınmış. Kitabın sonunda bir de romanın Sırpça aslında geçen Türkçe sözcüklerden oluşan bir sözlük yer alıyor. Sırpçada yaşayan çok sayıda Türkçe sözcüğün olduğunu görmemiz bakımından bu bölüm bence önemli.
Ben Drina Köprüsü’nü keyifle okudum. Yer yer olaylar durağanlaşsa da romanın genelinde anlatılan hikâyeler merak uyandırıcıydı. Tarihî kurgu seven herkesin bu romanı keyifle okuyacağını düşünüyor ve tavsiye ediyorum.