Puan vermedi·1110 syf.··
2023 100. kitabı
Her ne kadar aşk romanı olarak anılsa da aslında insan doğasının karanlık dehlizlerinin kapılarını aralayarak bu karanlık tarafımızın ilişkilerimizi, algılarımızı ve hatta toplumları nasıl etkilediği ve şekillendirdiğiyle ilgili muhteşem bir roman Efendinin Güzeli. 1930’lu yıllarda Cenevre’de Milletler Cemiyeti’nde yüksek bir pozisyonda çalışan Solal’in ondan daha düşük rütbeli bir memur olan Adrien Deume’nin eşi Ariane arasındaki aşk var kurgunun merkezinde. Albert Cohen’in kendi hayatından da çokça izler taşıyor roman; Solal karakterine baktığımızda adeta Cohen’in hayat hikayesini görüyoruz. Yunanistan’ın bir adasında Yahudi olarak dünyaya gelen diplomat Solal’in Ariane’in odasına kılık değiştirip gizlice girdiği bir sahneyle açılıyor hikâye (ki bu devamıyla çok bağdaştıramadığım için acaba daha ileri bir zamandan kesit mi diye de düşünüp biraz afallattı beni ilk önce), sonrasında Milletler Cemiyeti’ndeki hiyerarşinin işleyişi ve ilişkiler üzerinden devam ediyor. Terfi alma hırsıyla yanıp tutuşan Adrien’in, daha yüksek bir rütbe ve maaş uğruna yapabilecekleriyle beraber insanın güç ve otoriteyle olan ilişkisini irdelemeye başlıyor Cohen. Aslında insanoğlunun ne denli aciz, hatta karaktersiz olabileceği, küçücük çıkarlar için dahi ne tavizler verip neler yapabileceğini oldukça da komik ve eğlenceli anlatıyor ve bunu da inanılmaz başarılı bir şekilde yapıyor. Son derece yerinde eleştirilerini, nokta atışı örneklerle böyle eğlenceli anlatması muazzamdı; ‘insan’ denen canlıdan soğuyup, insanlığı sorgularken güldürebilmek herkesin harcı değil bence. Yer yer Moliere’in Kibarlık Budalası’nı da anımsattı bana. Hikaye ilerledikçe, Solal ile Ariane’nin ilişkisine kayıyor hikayenin odağı ve böylece insanın güç ve otoriteyle olan ilişkisinin iş ilişkilerinden sonra duygusal dünyasına yansımalarına odaklanıyor Cohen. Aşk aslında ne, insan denen varlığın doğası ikili ilişkileri nasıl etkiliyor sorularının peşine düşüyoruz. Bence burada Cohen’in etkileyici yanı şu: Katıldığınız noktalarda çok vurucu, adeta tokatlıyor sizi ve katılmadıklarınızda bile düşünecek, sorgulayacak bir sürü nokta bırakıyor kucağınıza. Bu açıdan, okuduktan sonra dünyaya aynı bakamadığım kitaplar vardır benim, Efendinin Güzeli kesinlikle bunlardan biri. Son olarak, güç ve otorite kavramlarını bireysellik ve toplumsallık düzleminde ele alıyor Cohen. Hitler’in yükselişte olduğu dönemde toplumlarda antisemitik eğilimi gözlemlerken, insanların özellikle daha güçlü olma, bir diğeri üzerinde üstünlük kurma ya da sadece böyle hissetme ve onu dışlama sebebiyle nasıl gruplaştığını ve bu konuda ne kadar fanatikleşebileceğini kurgunun doğal akışında muhteşem bir şekilde yine çokça tiye alarak işliyor. Uzun uzun anlatmayı seven bir yazar Cohen; ağdalı bir dili, uzun betimlemeleri, sonuna gelince başını unuttuğunuz cümleleri yok. Ben bunların olduğunu düşündüğüm için ertledim hep, boşunaymış. Yalnızca ayrıntıları anlatmayı, birçok yazarın es geçeceklerini de anlatmayı seviyor. Karakterleri de biraz geveze. Zaman zaman bu kadar uzatmasa mıydı, dediğim de oldu açıkçası ancak ilerledikçe bunun romanın ruhuna ne kadar uyumlu olduğunu fark ettim. Bu ruh sizi yakaladığında inanılmaz keyifli bir yolculuk Efendinin Güzeli’ni okumak. Anlattıklarının yanında karakterlerinin derinliği ve anlatımıyla da büyülüyor sizi zira. Birkaç yerde farklı karakterlerin bilinç akışıyla iç sesini okuyoruz mesela; ben Cohen’in bu kadar farklı insan, bu kadar farklı dünyayı böyle derinlikli inşa edebilmesine hayran kaldım. Saadet Hanım’ın muhteşem çevirisine de değinmeden bitirmek istemem, metni o kadar lezzetli Türkçeleştirmiş ki, ne desem az. Kısacası çok etkilendi beni Efendinin Güzeli, bende iz bırakan kitaplardan biri artık.
Efendinin GüzeliAlbert Cohen · Ayrıntı Yayınları · 201566 okunma
·
1.974 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.