uzun süre boyunca okuduğum kitaplardan biriydi. bitirmesi çok uzun sürdü. okurken o kadar sıkıldım, o kadar bunaldım ki sadece bitirmek için okuyordum ama sonunda hissettiğim duygu o kadar karmakarışık ve tuhaftı ki bazı kitapların sonu çok etkileyici oluyor kişiye bağlı bu durum tabi.
aslında öyle aman aman bir sonu yoktu alışkın olduğumuz sonlardandı ama sürekli aynı monotona, aynı duyguya, aynı çaresizliğe o kadar alışıyorsunuz ki burdan daha dönüş olmaz diyorsunuz sonra pat bambaşka bir duygu geliyor birden karşınıza.
tüm toplumun bir anda kör olduğunu ve bunun doğuracak sonuçlarını ele alıyor yazar. hayatımızda alıştığımız aslında şah damarımız olan gözümüzün yüceliği o kadar güzel betimlemelerle, olaylarla anlatmış ki her okuduğumda gözlerimi düşündüm ben de. gözlerimiz meğer ne kıymetli, sahip olduğumuz ne büyük nimetmiş diyoruz kitabı okuduğumuzda. ayrıca kadınlarla ilgili öyle güzel noktalara değinmiş ki yazar.
kitapta en hoşuma giden ve beni sevdiren kısmı da tüm toplumun kör olduğu bir salgında tek kör olmayan kişinin doktorun karısı olması, bir kadın olması. bu kadın; öyle dik duruşlu, öyle güçlü bir kadındı ki okuduğum kitaplardaki en muhteşem kadındı diyebilirim. o sorumluluğun altından kalkmak öyle herkesin baş edeceği bir durum değilken ismini sadece doktorun karısı olarak bildiğimiz kadının mükemmel bir şekilde altından kalkması takdire şayan bir şey.
ben okurken hep şunu düşündüm: böyle bir salgında güçlü, iyi niyetli, sorumluluk sahibi birinin bunun üstesinden gelmesi gerekiyordu insanlara umudu sağlayacak, onlara güzel yarınlardan bahsedecek bir rehber gerekiyordu ve bunu sağlayan kişinin sadece doktorun karısı olduğu için bu yükün ona verildiğini düşündüm.
kitaptaki tuhaf ayrıntı da kimsenin bir adı olmaması, herkesin betimlemelerden ibaret olması.. doktor, doktorun karısı, ağlayan küçük çocuk, koyu renkli genç kız, ilk kör, ilk körün karısı, gözü siyah bantlı yaşlı adam..
beni üzen şey neydi biliyor musunuz: bütün bir koğuşu dizayn etmeye çalışan aynı zamanda yol gösteren artı olarak yaşamın yok sayıldığı bir zaman içerisinde dışarda 6 kişiye de kucak açan, evini yemeğini giysisini paylaşan her türlü yarasında yanında olduğu, dertlerini dinleyip hiç tanımadığı insanlara yardımcı olduğu, onlara birer rehber birer çift göz olup, sadece kendini eşini değil 6 kişinin boğazını,pisliğini düşündüğü bir kadının, bu güçlü kadının, herkes eskiye döndüğünde işleri kalmadığında, onların kötü zamanlarında yanında olan bu kadının birden ellerini bırakması oldu. hayat ne kadar garip, insanlar ne tuhaf varlıklar bunlar nasıl duygular böyle.
KörlükJosé Saramago