Dino BuzzatiTatar Çölü
Bu kitabı kitap kurdu bir üstadımın tavsiyesi ile alarak okudum. Kitabı okumaya başladığım gün, gece uyumamak pahasına bitirdim. Tatar Çölü, benim gece uykusuna tercih ettiğim kitaplar listeme girdi. Ben de bir askerim. Tıpkı Giovanni DROGO gibi bir subay olduğum halde okudum bu kitabı. Gerçekten yazarın eseri, dimağlara durgunluk verecek türden bir yapıt. Yazarın hayatını araştırdığımda kendisinin aslen sanatçı bir kişilik olduğunu ama dünya savaşı sırasında İtalyan donanmasına muhabir olarak dahil olduğunu öğrendim. İşin ilginç yanı sadece muhabir olarak ve kısıtlı bir süre askerlik yapan yazarın nasıl olur da askerliğin ruhunu bu kadar çıplak bir şekilde görebildiğini, asker kişilerin psikolojisini öğrenebildiğini ve üstüne üstelik bunu güçlü bir sanatsallıkla, etkili kelimelerle ve akıcı bir üslupla anlatmayı başardığını anlayamadım. Aslında yazar, salt askerliği değil genel anlamda Drogo gibi insanların bu hayattaki serüvenini keşfetmiş. Şahsen içimde bir Giovanni DROGO olduğunu bilmiyordum. Uykusuz, iç hesaplaşmalarla geçen bir gecenin ardında sarsıcı bir gerçekle karşı karşıya kaldım. Drogo'ya ne kadar da benziyordum. Drogo'nun sonunu da öğrenmiş olmak ve bu sonun son derece akla yatkın, yakın ve olağan bir son olduğunu da fark etmiş olmam gerçekten sarsıcıydı.
Bazı incelemeleri okudum. Sıklıkla kitabın monotonluğu, hareketsiz kalmayı ve etkilerini vs anlattığından bahsetmişler. Aslında bunlar birer dekor, birer fon olarak eserde yer alıyor. Eser, bana sorarsanız bu işi anlatabilmek için en uygun konu olan askeri yaşamdan hareketle hayatın ne kadar boş olduğunu, daha doğrusu bu uğurdaki çabaların, aslında sadece gerçekleşmesi çalışmak ve hak etmekten ziyade şansa bağlı olan bir umut için verildiğini anlatıyor. İnsanın çok önemsediği bu hayatın, idealistliğinin, bu idealistliğin altında yatan gizli kibrin çok da somut bir anlam ifade etmediğini acı içinde öğreniyoruz. Kişinin tercihlerinin hayatını yönlendirebilme kabiliyetinin olduğunu kabul etmekle beraber çoğu kez doğru zaman ve doğru yerde bulunmanın zorluğu yüzümüze tokat gibi vuruluyor.
Ben de bir subayım. Kitapta yer alan kibrin aslında nasıl da içimde yer aldığını, bazı silah arkadaşlarımın işlerini savsaklarken, işten kaçarken, görevden türlü oyun ve hilebazlıklarla imtina ederken kollarımı sıvayışımdaki ve işe koyulmamdaki, laf yememek ve doğrusunun bu olduğuna inandığım için Don Kişotvari bir itaatle uyduğum emirlerden sonraki ruh halimin nasıl da içten içe sadece askerlere özgü bir kibri ihtiva ettiğine müşahit oldum. Allah'ım, insanın kendi yaşamına müşahitlik etmesi ne kadar da zor.
Okur, bazen bir kitabın etkisinde bu kadar kalınca kitap incelemesi yerine kendisinin muhakemesine dalabiliyor. Kusura bakılmasın. Tekrar kitap hakkında söz edilecek olursa, yazarın kısa ve mesleki olarak dahi yapmadığı bir askerlikten satır satır pek çok inci çıkarmış olması Dino BUZZATI'nin ne kadar yaman bir müşahit olduğunun göstergesi. Kitap, tam iki noktada gerilimi hat safhaya çıkartarak mekan ve zaman darlığından gelecek tıkanıklığı aşmayı başarıyor ve eğimli bir yatakan akan su gibi ilerliyor. Örneğin yazarın genç üst ile yaşlı, tecrübeli astın ilişkisini anlatışı, beklemenin ne olduğunu anlatabilmesi kitaba değer katan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.
Hukuk fakültesine girdiğimde Suç ve Ceza'yı okumuştum ve her ne kadar hala gerçekleştirememiş olsam bile her 5 yılda bir suç ve cezayı okumam gerektiği inancı içimde yer edinmişti. Şimdi bu inancımın yanına subay olduktan sonra her 5 yılda bir Tatar Çölü'nü okumam gerektiği inancı yerleşti.
İncelememin uzamaması için yorgunluğum ve biraz da isteksizliğim dışında hiçbir sebep yok. Ancak Cemil MERİÇ'in de dediği gibi sükut, dağdaki bilge keşiş; söz ise o bilgeliğin ırzına geçen yeniyetme. Bazı duygularımı içimde tutacağım ki söz haline getirerek, onları içimden dışarıya çıkartarak yani yuvasından ederek öksüz ve yetim bırakıp kirlenmelerine müsaade etmeyeyim. Yine de Bastiani kalesindeki subaylardan ikisi olan ben ve bu kitabı bana tavsiye eden üstadım arasındaki şu mesajı buraya bırakacağım:
J: Benim görev bitti ömrüm beklemekle geçti. Şimdi sıra sende. Hayal kırıklığı yaşamak mı iyi yoksa yaşamamak mı bilemiyorum. Beklerken hayatı ıskalamak mı?