Bu yılın sonuna doğru klasik kitaplarda en büyük hayal kırıklığım sen olabilir misin acaba?
Arka kapağı birkaç kez okudum başlamadan evvel, aslında beklentimde güçlü kadın karakter olması yönündeydi ama bulduklarım tekrar tekrar ve tekrar edilen cümleler, (anlamlar bozuluyor dikkatim dağılıyor) sonrasında zayıf karakterler, gereksiz bir ırkçılık ve zaman, mekan bozulmaları..
Deniliyor ki eser modernist yazarlar tarafından üslup ve dilbilgisi kullanımı üzerine cesurca deneylerin başlangıcı! Kime göre neye göre bu yani?
Kısaca özet geçiyorum...
Üç Hayat , işçi sınıfından üç farklı kadının hayatını anlatır. Bu kadınlar ise başkalarına bağlı rollerinden sıyrılamamış, toplumun dayatmalarına mahkum edilmiş ve kendi hayatlarının kontrolünü yitirmiş zayıf karakterlerdir. İyi Anna karakteri kendinden başka herkesin yardımına koşmuş, yıllarca kadın patronlarının hizmetçiliğini yapmış ve çalışkanlığını hayatının son evresine kadar kullanmıştır.. ama dönüp şunu diyesim geliyor ömür bitti, gitti. Sonunda kim kıymetini bildi ki senin?
Melanctha karakteri zenci ama teniz beyaz denecek kadar farklı biri. Babasının, annesine sürekli ‘’neden şu kıza doğru dürüst sahip çıkmıyorsun, Sen onun Annesi’sin demesi.. Melancthe’nin umursamaz özgürlük anlayışı sinirlerimi zıplatıyordu.. Belki daha çok flörtöz ama kitap bu kısımdan sonra bende hiç akmadı, hiç ilerlemedi.. Sonuncu karakterle tanışmak da istemedim.
Üzücü şekilde grup okumalarımda kitaplığımdaki tek ‘’Ü’’harfi ile başlayan kitabım olduğun için seçimim oldun.. Üç Hayat