Bir ülkeyi ve kültürünü anlamak istiyorsanız o ülkenin klasiklerini okuyun.
Nacizane ve biraz düşünüldüğünde kolayca çıkarımı yapılabilecek bir tavsiyedir bu elbette. Fakat bu da bir gerçektir ki edebiyat içinde kültür -bu inceleme özeli bu olduğu için- barındıran bir alandır. Edebiyat, o ülkenin sorunlarına, uğraşlarına ışık tutar, tıpkı bu eserde yazarın eserinde dert yanması gibi.
Belki Japon kültürü bana göründüğü gibi birçok insana da “mükemmel ve sorunsuz” tanımlamalarıyla betimlenen bir konumdadır. Fakat bir de onu orada yaşayanlara sor demenin bir örneği bu kitap.
Başka kültürden kişiler olarak bizlerin farklı kültür altında çeşitlik ve farklılık olarak görüp beğendiğimiz, görmek, deneyimlemek olarak gördüklerimiz ve “kültür” olarak değerlendirdiğimiz şeyler aslında geçmişten bu yana o ülkenin gerek coğrafya, gerek koşullar karşısındaki tutumudur aslında. Merakla izlediğimiz, fotoğrafını çektiğimiz ve “farklı bulduğumuz” Japon evleri, yemekleri ve insanları ülkenin doğal bir sonucu aslında. Güzellemesi yapılan kavramlar olsa da…
Bu eser bir yandan da bu bahsettiğimiz “kültür” denen kavramın karşılaştırması benim bakış açımda. Modern ve gelenek, batı ve doğu ve de en sonunda tutuculuk ve esneklik. Japonya her zaman dünya genelinde baktığımızda “kültürlerini ne güzel korumuşlar” denilerek güzellemesi yapılan bir ülkedir. Ama sahiden kendi insanları bu durumdan memnun mu veya gelenek zaman değiştikçe bu denli takip edilmesi ve geride bırakılmaması ya da en azından esnetilmemesi gereken bir durumu mu kapsar?
Tüm bunların sorgulamasına girip kişisel aydınlanmaları yaşatacak kısacık bir kitaptır. Oysaki ne de çok şey anlatır.
İyi okumalar