"Hikayeye hep şöyle başlayacaklar: 'Umudunu kaybeden bir halkın hikayesi bu!'"
Herkese merhabalar,
Aynı yazarın İntihar Dükkanı kitabını okuyup,beğenmiş biri olarak bu kitabı da uzun zamandır okumak istiyordum. Spoiler vermeden, kitap hakkında bir inceleme yazmaya çalışacağım.
Salgınlar,vebalar gibi birçok bulaşıcı hastalığı ve bu bulaşıcı hastalıkların halkı ne kadar kötü etkilediğini duymuş/görmüşsünüzdür mutlaka. Peki bu bulaşıcı hastalık durmaksızın dans etmek olsaydı neler olurdu?
Romanın ana konusu şehri esir alan "dans vebası" hakkında. 1518 yılında Strasbourg'da halk berbat maddi koşullar altında; açlık,sefalet ve savaş tehlikesi.
Kitaba bir cinayetle başlıyoruz denilebilir. Enneline & Melchior çiftinin yakasını bırakmayacak bir cinayet. Her şeyi başlatan, Enneline'nin aklını yitirmesine sebep olan bir cinayet. Strasbourg o kadar kötü durumda ki, insanlar cinayete sürükleniyor ve zamanla akıllarını yitiriyorlar. Ve bir kişinin aklını yitirip sokakta dans etmeye başlayarak yaydığı "dans vebası" tüm şehri ele geçiriyor.
Kitabın içinde "din adamları"na yapılan birçok gönderme var. Parayla cennetten arsa satılması, para verilerek cehennemde kalınacak sürenin azaltılması, bağış yapmayanların cehenneme gideceğini söyleyen birtakım din adamlarına gönderme yapmış yazar. Ayrıca Martin Luther'in reform hareketinin başlangıcını da eklemiş yazar.
Kitabı genel olarak beğendim, akıcıydı ve dili beni yormadı.
*Alıntılar*
*Henüz söze girmemiş olan üçüncü hekim, daha doğrusu belediyenin cerrahı, "Belki de bir halk, daha önce hiç görülmedik berbat maddi koşullara ve şu sıralarda Strasbourgluların yaşadığı türden kaygılara göğüs germek zorunda kalınca başına bunlar geliyordur," diyor.
*Piskopos her şeyi duymaya hazırdı ama bu kadarını değil! Öfkeleniyor ve felaketlerin tanrısal ikramın meyveleri olduğunu söyleyerek belediye başkanının ısrarlarına rağmen talebini reddediyor:
"Halkın kendi usulünce sizden yiyecek istemesine kulak verin!" "Çini karonun malzemesi kalkıp da 'Benim vazo olmam gerekirdi!' demez. Her şeyin başı sonu olan Tanrı insanların her biri için neyin uygun olduğunu bilir. Eğer uygun görseydi hep kokulu güller yaratırdı ama araya devedikenlerini karıştırmayı tercih etti ki adaletinin ağırlığı hissedilsin. Sefalete gelince, Tanrı' nın bir lütfudur o."
Bu kadarı da fazla. Belediye başkanı öfkeye kapılıyor ve sinirinden hop oturup hop kalkıyor.
"Öyleyse neden Strasbourg'un rahipleri bu kadar zengin oluyor? Bunca bolluk içinde olmak çok hayırlı olsaydı İsa yoksul yaşamayı seçmezdi."
*"Bir şeyin doğuşuna tanıklık ettiğimizi hissediyorum . . katedralin çevresinde kötü bir rüzgar esiyor."