·368 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ekim 2023 23:03 D. H. Lawrence’ın, 20. yüzyıl başında kraliyet İngiltere’sinde geçen, ahlakı bozduğu gerekçesi ile yargılanan ve sansüre uğrayan cesur romanı “Lady Chatterley’in Sevgilisi”. Halbuki hızla sanayileşen toplumun yaşadığı ekonomik, kültürel ve ahlaki tüm değişimleri olanca çıplaklığı ile ortaya seren, yeni ekonomik düzenin getirdiği para hırsının yol açtığı yozlaşmaya ve mutsuzluğa dikkat çeken son derece etkili bir eser.
Yenilerde çekilen ve Netflix’te yayınlanan aynı adlı filmi de dün izledim ve vurgulamam gerek: Kitapla oldukça paralel ilerleyen ama kitabın ana temasından uzaklaşıp romantik bir aşk hikayesine indirgenen vasat bir film bu. Konu ilginizi çektiyse, kesinlikle romanı da okumalısınız.
1. Dünya Savaşı yıllarında, İngiltere’de geçiyor hikaye. Döneminin soylu olmayan ama varlıklı ailelerinden birinin kızı Connie. Zengin aristokrat Clifford ile yaptığı aşk evliliği, Clifford’un cepheden belden aşağısı felçli olarak dönmesiyle başka bir yöne evriliyor. Cinselliğin yerini hayat boyu sürecek bakıcılığın aldığı, iki taraf için de zor olan, üzücü bir değişim. Ancak cinselliğin sıradan bir görev addedildiği, performansının yeni varisler verme ile ölçüldüğü, zevk almanın neredeyse ayıp sayıldığı dönemin toplumsal ahlakına göre boşanmaya sebep bir durum da değil. Clifford’a bir varis gerek, evet, ama bu herhangi birinden peydahlanabilir. Genç kadının seksten zevk alması ve başka bir erkekle seks yapmayı istemesi ise, bu akılların alabileceği bir şey değil.
Connie’nin, kocasının koru bekçisi Oliver Mellows ile yaşadığı ateşli cinsel ilişkinin tüm detayları ile anlatılması, kitabı İngiltere’de ve ABD’de mahkemelere taşıyan ve toplumsal ahlaka zarar veren erotik eser (!) olarak suçlanmasına yol açan ana sebep. Halbuki muktedirleri esas rahatsız eden, cesur kalemin sanayileşme döneminin getirdiği para hırsını kıyasıya eleştirmesi ve insanın yaradılışına ters değer kalıplarıyla, sürekli doyumsuzluk ve mutsuzluk yaratan bu kısır, arsız döngünün insanlığın ruhunu kemirdiği fikri.
İnsanın, en temel dürtüsü olan cinsellikten utanmak yerine haz alınması gerektiğini haykırıyor D. H. Lawrence. Bağnazlığı yıkmanın ve özgürlüğün önemini vurguluyor. O; cinsel arzusu, gücü ve hazzı ile bir bütün olarak ve özgür yaratılmış insanoğlunun; kapkara madenlerde ya da makina çarkları arasında sanayide dur-durak bilmeden çalışarak tüm enerjisini tükettiğini, muktedirlere para kazandırmak uğruna insanlığından olduğunu, bunu da -ilk olarak cinsellikte olduğu gibi- yine muktedirler tarafından konmuş toplumsal kurallara gönüllü uyarak yaptığını vurguluyor.
“Ozanlar, bütün ötekiler, ne yalancı adamlardı! İnsanın ancak duygu aradığı düşüncesini uyandırıyorlardı hep. Oysa gerçekte insan, her şeyden önce bu delici, yakıp tüketici, biraz da korkunç cinsel tutkuyu arıyordu. Bunu utançsız, günahsız, kuşkusuz gösterebilecek erkeği bulmayı özlüyordu! Erkeğin sonradan utanması, karşısındaki kadını da utandırması ne korkunç bir şeydi!… İnsan bugünün tekdüze duygu düzeniyle, doymak bilmez para tutkusunun gerginliğiyle, kırgınlığıyla, kibiriyle, ölümcül bir bıkkınlık içindeydi.”
Sembolik anlatımı ile sınırları çiziyor; biz okuyucusunu hazzın eşliğinde, sevimsiz, kara kasabalardan ya da dökülen eski şatolardan, yemyeşil, çiçeklerle bezeli kırlara, mavi göğün altına taşıyor D. H. Lawrence. Cinsellik konusundaki sansürsüz dili Sade’e benzetilerek hedonistlikle suçlansa da, Lawrence’ın kahramanları sadece cinselliğe önem veren ve sadece cinsel zevk peşinde koşan insanlar değiller. Hedonist değil, tersine cinselliğin ve hazzın paylaşıldığı, doğal duygulardan utanılmadığı, insan doğasına daha uygun olduğuna inandığı mükemmel ilişkiyi tanımlıyor. Eleştirilerim yok değil: Sınıf ayrımını lanetlemesine karşın, Connie’nin seveceği koru bekçisini sıra dışı bir şekilde kültürlü ve hatta geçmişte subaylığa yükselerek sınıf atlamış bir erkek olarak resmetmesi bende hayal kırıklığı yaratıyor. Ne kadar karşı dursa da “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle” olmanın imkansızlığını D. H. Lawrence da daha baştan kabullenmiş gibi… Romanda iyi bir denge unsuru olan Mrs. Bolton’un iç dünyasını, gençliğinde cinselliği doyasıya yaşadığı için Connie’yi anlayan bu kadının çok sevdiği kocasının celladı Clifford ailesinin yanında çalışırken hissettiklerini de maalesef es geçiyor.
Arsız sermaye sahipleri, homurtulu makinalar, kara madenler, sevimsiz evler arasında, en temel hazların da kaybedilmesinin, mutsuz insanlığı çok daha kötü kırılmalara taşıyabileceğinden korkuyor Lawrence. Kim bilir; Clifford’un artık işe yaramayan iktidar simgesi ile ilk savaşın yaptığı yıkıma ayna tutuyor ve belki de gelecek ikinci ve daha yıkıcı savaşın ayak seslerini duyuyor.