·72 syf.····Okunma: 30 Ekim 2023 13:38 Jack London toplamda 200 Öykü ve 20 Roman yazmış 1876 doğumlu Amerikalı bir yazardır. Kısaca hayat hikayesinden bahsetmek gerekirse; annesi Jack london'a hamileyken babası London'ın doğmasını istemiyor ve annesine doğurmaması için baskı kuruyor fakat annesi doğuruyor. Jack London'ın doğumundan sonra annesinin psikolojisi bozuluyor ve bebeğe bakamayacak durumda olduğu için siyahi bir kadın köle olan hizmetkarlarına veriliyor. Jack London çocukluğu ve ergenliği boyunca çok fazla kitap okumuş ve sık sık kütüphaneye giden bir genç olarak kendini yetiştirmiştir fakat bununla beraber kötü alışkanlıklara da sahiptir. Bunların başında da alkol ve sigara gelmektedir. 14-15 yaşlarından beri çok fazla alkol ve sigara tüketen, sağlıksız beslenen, düzensiz uyuyan bir genç olmuştur bu da onun böbrek yetmezliğinden erken yaşta (40) ölmesine sebep olacaktır. Fakat bu sağlıksız yaşam şekline rağmen hayata tutkuyla bağlı, yaşamayı ve üretmeyi seven mücadeleci bir kişiliktir. Hatta hayat felsefesini şu sözleriyle açıklar " toz olmaktansa küle dönmeyi tercih ederim. Olduğu yerde kalan mıymıntı bir gezegen olmaktansa bütün atomları alev alev yanan ve ışıldayarak sönen göktaşı olmak isterim. Hayatımı boş geçirmeyeceğim, olduğu gibi tutkuyla yaşayacağım". İşte tam da bu hayat düsturuna uygun olacak şekilde hayatı hep bir mücadele ve uğraşı içinde geçmiştir. Öykülerinin çoğunu, Altın Avcılığı yapmak için katıldığı Alaskadaki Klondike çalışmalarında yazmıştır. Bu dönemde Jack London 17-18 yaşlarındadır. Alaskadaki denizcilerle ve kendinden büyük maceracacı insanlarla çıktığı bu Altın Avcılığı yolculuğunda duyduğu hikayeler onun ilham kaynağı olmuştur ve bu süreçten sonra yazar olmaya karar vermiştir. Bu Altın Avcılığı sürecinde sağlığı iyice bozulmuş, iskorbüt hastalığına yakalanmıştır. Bu süreçte de "Ateş Yakmak" isimli eserini yazmıştır.
Karl Marx, Nietzchea, Darwin gibi kişilerin eserlerini çokça okumaya başlamış ve yavaş yavaş kendi düşünce sistemi de oturmuştur. 20 yaşına geldiğinde kendini "sosyalist" olarak tanımlamış ve bir dergide "nasıl sosyalist oldum" isimli bir makale yayınlamıştır. Kendisi halkın en alt tabakasından geldiği için ve bu kesimdeki insanları çok yakından gözlemleyebildigi için sosyalizmi iyice benimsemiş ve sosyalizmle ilgili konuşmalar yaparak kendisine taraftarlar bulmaya çalışmıştır. Bu yüzden de kısa bir süreliğine hapis cezası almıştır.. Hapisten çıktıktan sonra öyküleriyle ve yazdığı romanlarla gitgide sesini duyurmaya başlayan ve Amerika'da geniş bir kitleye hitap eden Jack London artık Amerikada "Proleter Edebiyatın" kurucusu olarak kabul ediliyor.
"Vahşetin Çağrısı" adlı kitabında köpekleri kötülüğün simgesi olarak gösterdiği için Amerikan halkı tarafından eleştiriliyor fakat Jack London buna itiraz ediyor ve köpeğin bu dönüşümünün aslında sahibinin kötü davranışlarından kaynaklandığını söylüyor.
"Martin Eden" adlı kitabında ise kaba ve eğitimsiz bir denizci olan Martin Eden'in karaya indiği bir günde tanıştığı soylu ve eğitimli bir ailenin kızına aşık olmasını ve bu aileye yakışır bir insan olmak için kendini geliştirmeye ve dönüştürmeye karar vermesini anlatır. Bu dönüşümü de denizcilikle veya başka işlerle değil yazar olmaya karar vermekle yapıyor. Tıpkı Jack London gibi. Yazar bu kitabında bence kendisini yansıtmış.
"Beyaz Diş" isimli kitabında ise yine pek çok kitabında olduğu gibi Alaskanın o çetin kış şartlarınde binbir zorluklarla mücadele eden bir karakterin hikayesi anlatılır.
Yani özetle Jack London'ın tüm kitaplarında hep bir mücadele vardır. İnsan veya hayvan karakterleri asla pes etmez.
'Kızıl Veba' da yine bu mücadeleyi ve yaşama tutunma azmini anlatıyor.
Jack London bu eserini 1910 yılında yazmıştır ama kitapta konusu geçen olaylar 2010 yılında yaşanmaktadır. 2013 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgından bahsediliyor. Çok hızlı yayılan ve bulaştıktan 15 dakika sonra insanı öldürebilen bir virüsün neden olduğu bu salgından sonra Dünya üzerinde sadece 300-400 kişi kalmıştır. Bu kişilerden biri de 87 yaşındaki Granser'dir. Granser ise salgından önce ünlü bir Profesör olan James Howard Smith'tir fakat artık kimse onun profesör olduğunu bilmez. Çünkü dünya üzerinde bunu bilecek yada önemseyecek insan kalmamıştır. Dünya artık değişmiştir. Büyük medeniyetler, teknoloji, sanayi, üniversiteler, tarım alanları yok olmuş, yeniden avcı toplayıcı topluma benzeyen bir çağa geri dönülmüştur. Bütün evcilleşmiş hayvanlar tekrardan vahşileşmiş, yüzyıllar içinde ormanlardan tarım alanlarına dönüşmüş araziler yeniden orman haline gelmiştir. Kullanılan dil unutulmuş, salgından kurtulan insanlar üreyerek küçük kabileler halinde yaşamaya başlamıştır.
Kitap, Granser'in dünyanın nasıl bu hale geldiğini 3 torununa anlattığı sohbetler şeklinde ilerliyor.
Torunlarının isimleri Edwin, Tavşandudak ve Huhu'dur. Bu 3 torun aslında ayrı ayrı bilgiyi yani kralı, gücü yani askeri ve dini yani rahibi simgeler. İşte bu Kral, Asker ve Din metaforları üzerinden yazılmış bu "kıyamet edebiyatı" eseri Jack London'ın en güzel en sürükleyici ve en sarsıcı eserlerinden biri bence.
Hayatında hiçbir küresel salgın görmedigi halde böyle bir kitap yazmış olması da kendisinin ne kadar öngörülü ve bilimsel araştırmalar yapan bir yazar olduğunu gösteriyor.