kayıp zamanın izinde serisinin ikinci kitabı olan çiçek açmış genç kızların gölgesinde bana zorlu, güzel bir yolculuk sundu. swann’ların tarafını okurken hissettiklerimden çok daha yoğun hissettiğimi söyleyebilirim. proust’a olan hayranlığım bu kitap sayesinde gerçek manada zirveye ulaşmış bulunmakta.
yazdıklarını okurken, değindiği noktalara bu kadar yakından ve kendi içimden şahit olmak hayranlık duymam için gayet yeterli sebeplerdendi. yolculuğumun zorlu olması ise yazarı anlamak adına gösterdiğim çabalardan kaynaklıydı. bir cümleyi defalarca okuyup hepsinde farklı anlamlar bulduğum oldu. bulduğum her farklı anlamda içimde küçük patlamalar yaşandı. proust’u diğer yazarlardan ayıran en önemli özellik kendi fikrimce okuyucuyu şaşırtacak kadar spesifik noktalara değiniyor olması. hani insan bazen hissettiklerini açıklayamaz ve başka hiçkimsenin de öyle hissettiğini düşünmez, o an dünyada yalnızca kendisi vardır ya, tam o noktada proust okuyucuyla iki kişilik bir dünya kuruyor sanki. açıklayamadığın o hislere tercüman oluyor.
kitabı bana bu kadar sevdiren bir diğer özelliği ise sanat üzerine değindiği çok fazla nokta olmasıydı. ana karakterin deniz hakkında hissettiklerini, gördüklerini yansıttığı satırları keyifle okumuştum mesela. serinin üçüncü kitabı olan guermantes tarafını okumayı iple çekiyorum.