Alexander Bey’in iki kadının arasında kalışı mevzu bahis. Bir yanda soğuk, mesafeli, ama üst sınıf bir aileden gelme, iyi eğitimli ve güzeller güzeli Sonja. Bir tarafta Polonyalı bir göçmen, yoksul, çirkin ve Alexander’i sadık bir köpek gibi izleyen, sessiz ve itaatkar Iwona.
Mesele şu ki, aslında bir arada kalma falan yok. Alexander tabi ki Sonja’yı tercih ediyor. Çünkü toplum içinde kadın dediğin erkeğinin başarılı görüntüsünü güçlendirmeli. Sırf kadına bakarak adamın ne kadar kaliteli biri olduğu fark edilmeli falan filan.
Peki Iwona niye burada? Çünkü karşısındakine kendini güçlü, hakim, hak sahibi hissettirecek kadar uysal, sınır çizecek kabiliyetten yoksun, manipülasyona ve istismara açık. Alexander ‘in ellerine vermiş yularını Iwona. Avrupa’nın göbeğinde, tüm o aydınlıkçı, ilerici, eşitlikçi düşüncelerin ortasında da büyümüş olsa erkek erkektir’in timsali Alexander’ın Iwona’da bulduğu bunlar işte.
Stamm’la bozuktuk, hala bozuğuz. Mesele, böyle bir karakter yaratmış olmasında değil, bu beyaz Avrupalı erkek karakterleri veriş biçimindeki sinsilik. Bir bakış, bir duygu, küçücük bir ayrıntıyla olsun bunun hakkaniyetli olup olmadığını sorgulatmıyor okura. Üstü kapalı da olsa ‘normal’ miş gibi algılatıyor. Kadınların kendi ayakları üstünde durup bu kitapta da kötülenen o mesafeli yaklaşıma sahip olduğu İsviçre’de 50 yaş üstü erkeklerin Tayland’dan, Endonezya’dan kendine itaatkar genç kadınlar getirtmesi gibi yaygın bir çirkinlik var. Para bu beylerde çünkü ve geleceği olmayan ülkelerdeki o yoksul kadınlar bunu bir kurtuluş gibi görüyor. Bununla birlikte düşününce bir tiksinti duygusu ve öfke yükseliyor içimden.
Yazardan okuduğum Uzağın Ötesinde’yi beğenmemiştim. Bu, ona göre bir derece daha iyi yazılmış. Ama yine de yalınlıkla yüzeysellik arasında sıkışan bir anlatımı var Stamm’ın. Sadece olay aktarıyor. Araya bir felsefe tohumu gömeyim, belki yeşillenir demiyor. Öyle olunca da karın doyurmuyor. Başka bir kitabını okur muyum? I ıh.