Ablası sayesinde yolu Angola’ya düşen Portekiz’li Ludovica, bir daha bırakın ülkeyi 28 yıl boyunca evinden dışarı çıkamayacağını bilebilir miydi hiç? Gökyüzüne dahi bakamayan, şemsiyesiz dışarı çıkamayan Ludo Angola’nın bağımsızlık mücadelesindeki iç savaş başladığında ablasının evinde köpeği Fantasma ile bir başına kalakalır. Ve evet o kalakalma hali tam 28 yıl sürer. Dairesinin dışına bir adım dahi atmadan, terasında yetiştirdiği mısır ve fasulyelerin yanı sıra avladığı güvercinlerle beslenir. Hislerini önce defterlere, onlar bitince duvarlara yazar. Bu esnada dışardaki hayat da hiç kolay değildir. O evinde atıl otururken onun hayatına uzaktan ya da yakından değenler sarmal bir döngü içinde çalkalanıp durur ve birbirlerine aynı iple bağlı olduklarını Ludo dahil herkes aynı apartmanın içinde yan yana geldiğinde görürler.
Karakteri bol bir kitap ve en alakasız görünenler dahil tüm karakterlerin birbirine değme şeklini çok beğendim. Ludo’nun şiirsel bir biçimde kağıda döktüğü hislerini de…Hele kendine son notu çok hüzünlendirdi. Aslında her karakterin yaşadığı şeyler insana dokunan cinsten. Her ne kadar kitabın bütününün kurgu olduğu notu düşülse de Ludo’nun dramı gerçek bir hikaye. Kendini eve kapatmadan önce de neden açık alana çıkamadığını, gökyüzüne dahi bakamadığını kitabın sonunda öğreniyoruz. Bir ömrün utanç ve korku yüzünden heba edilmesinin gerçek olduğunu bilmek bana çok dokundu.