·419 syf.····Okunma: 22 Kasım 2023 00:00 Ignatius J. Reilly: Görüp görebileceğiniz en absürt roman karakterleri listesine en üst sıralardan giriş yapabilecek bir anti kahraman.
Roman, adını da nereden aldığını anladığımız bir epigrafla başlar: ‘’Dünyada gerçek bir dâhi varsa, bunu anlamak kolaydır, çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.’’
Mavi-sarı gözleri, kulaklıklı yeşil avcı kasketi, lacivert tüvit pantolonu, çöl botları, fırça bıyıkları ve devasa cüssesiyle ilk bakışta dikkatleri üzerine çeken Ignatius, dış görünüşüyle olduğu kadar düşünceleriyle de fark yaratan bir karakter. 30’lu yaşlarındaki Ignatius; annesiyle yaşayan, boş gezenin boş kalfası biridir. Annesiyle sürekli sürtüşme hâlindedir. Annesiyle yaşadıkları bazı maceralar neticesinde kendisine iş bulmak zorunda kalır ve macera başlar.
Romanın açılış sahnesi, aslında romanın ne kadar absürt bir yapıya sahip olduğunun da kanıtı gibidir. Roman, baştan sonra bu absürt olaylar ve düşünceler silsilesi içinde devam eder. Ignatius’un kendini toplumdan soyutlaması boşuna değildir. İnsanlarla anlaşamaz, toplum içerisinde tuhaf davranışlar sergiler. Onun için geğirmek ve yellenmek gayet tabii şeylerdir. Sinemada beğenmediği filmin protestosunu sesli bir şekilde yapmakta herhangi bir sakınca görmez. Aşk hayatı da rezil durumdadır. Mektuplaştığı uzatmalı sevgilisi Myrna Minkoff’la enteresan bir ilişkisi vardır.
Ignatius gibi bir anti kahramanı dünya edebiyatına kazandırdığı için yazara teşekkür etmemiz lazım. Bu romanı başarılı kılan tek unsur, Ignatius gibi bir anti kahramanı anlatması değil; romandaki tüm karakterlerin aslında Ignatius kadar absürt olmasıdır. Annesinden başlayarak romanın sonuna kadar Ignatius’un maceralarına dâhil olan tüm karakterler üzerine uzun uzun konuşabiliriz. Hepsinin bir derinliği var ve hepsi bambaşka dünyaların insanı. Bu kadar renkli ve absürt bir karakter kadrosunun tek bir romanın çatısı altında bir araya gelmesi de yine yazarın başarısı.
Romanın adının neden ‘’Alıklar Birliği’’ olduğunu başta açıklamıştım. Fakat romanın akışında da bunun, Ignatius’un saçma fikirlerinin neticesinde ortaya çıkan bir kavram olduğunu görüyoruz. Annesine göre Ignatius, bilim uzmanlığı olan zeki bir gençtir, romanın başında da annesiyle arası oldukça iyidir fakat roman ilerledikçe bu ilişki kötüler. Yazmayı seven, notlar tutan biri olarak bunları yayımlatma niyeti de vardır. Kendi çapında bir entelektüel olan Ignatius, topluma karışmaktan çekinse de fikirlerini aynı toplumla paylaşmaktan hiç çekinmez. Dünyayı oturduğu yerden kurtarmak ve barış için parti kurmak ister, planlar yapar fakat evdeki hesap çarşıya uymaz.
Romanın odak noktasındaki Ignatius, bir şekilde romandaki diğer tüm karakterlerle bağlantılıdır. Onu tanımayan, onun davranışları neticesinde sıkıntı yaşamayan tek bir karakter yoktur. Ünü New Orleans’ın ücra köşelerine kadar ulaşır. Toplum düşmanı, her konuda aykırı fikirleri olan biri için bu kadar tanınır olmak da romanın bir başka absürtlüğü diyebiliriz. Yazarın, Mryna Minkoff karakteri üzerinden de dönemin marjinal gruplarını ve fikirlerini hicvettiğini söyleyebiliriz. Yine Mryna-Ignatius çekişmesi, Ignatius’un yer yer Mryna’yı kıskanması ve bu sebeple saçma işlere kalkışması dikkat çekicidir.
Aslında bu romanda dönemin Amerikan toplumu üzerinden kara mizah yapılıyor. Roman 1963’te kaleme alınmış. John Kennedy Toole, yaşadığı toplumun farklı unsurlarını çok iyi gözlemlemiş. Yazarın intiharından sonra annesinin yoğun çabaları ile roman 1980’de yayımlanmış. 1981’de de Pulitzer Roman Ödülü’nü kazanmış. Bu ödül, ilk kez hayatta olmayan bir yazara verilmiş. Yazarı detaylıca araştırmadım fakat intiharı da göz önünde bulundurulursa romanda otobiyografik unsurlar olduğunu düşünüyorum.
Son olarak romanın diline değinmek istiyorum. Bu konuda farklı eleştiriler olduğunu gördüm. New Orleans bölgesinin aksanını çeviriye yansıtmak adına Türkçesinde farklı kullanımlar tercih edilmiş. Bunu doğru buluyorum. Orijinal metni incelemedim fakat Püren Özgören’in aktarmak istediği aksanın nasıl bir aksan olduğunu anlamak açısından çeviride tercih edilen yolu başarılı buldum ve romanı okurken çok da eğlendim.
Bu roman herkese hitap etmiyor. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de vardır diye düşünüyorum. Ignatius herkesin benimseyebileceği bir karakter değil. Anti kahraman, absürt bir üslup, kara mizah, pikaresk roman seviyorsanız doğru yerdesiniz. Yok, ben böyle aykırı bir roman okumak istemem diyorsanız tavsiye etmem. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; Ignatius bana tembelliğiyle Oblomov’u, absürtlüğüyle Şvayk’ı anımsattı. Birçok büyük roman karakterinin tek bir potada eritilmiş hâliydi sanki. Bu bile kendisini tanımak için iyi bir sebep.