BAŞKALAŞIM
GÖKHAN KELBAT
İlk öykü TORPİL'de liyakat sisteminin acı gerçeğinde;her şeyin çıkar üzerine kurulduğu ve insanın insan olmaktan çıkartılarak hiçleştirilmeye başlandığı,sistemin çarkları altında ezilen bir insanlık söz konusudur. Bu ezilme, insanda yetersizlik duygusu veren büyük, anlaşılmaz bir duygusal boşlukla kendini dışa vurmaktadır. İçine düştüğü yabancılaşma onu yalnızlığa, ümitsizliğe, kaçış ve ölüm düşüncesine doğru sürüklemiştir.Cafer'i ölümün eşiğine getiren şey hayatıyla yüzleşmek zorunda kalmasıdır.Kendisini kimliksiz, değersiz, korkak, bitik ve varoluşunu gereksiz hissetmesi, yaşamı da boş bularak, kendinden ve her şeyden uzaklaşmasıdır.Zorlu yaşam mücadelesinde tüm yoksulluğa rağmen dürüstlüğün,çalışkanlığın,
emeğin karşılık görmediği,tek yaşam gayesinin elinden çalınmasıyla işe giremeyecek,sefalet içinde yaşadıkları hayatı değiştiremeyecek olmasıyla yaşadığı umutsuzluk ve hayal kırıklığının yarattığı buhranlar ve içsel hesaplaşmaları gözler önüne seriyor.Tekrardan içinde yeşerttiği yaşama sevinci,özüne kavuşması ona yeni hayaller kurduruyor.Yazar,
Cafer'in ömrünün sonlandığı yerde çığlıklar ,oflar ahlar vahlarla okuru yüzleşmeye çağırıyor.
İkinci öykü İMAMBAYILDI'da ise yıllarca aldığı dini eğitimlerinden sonra imam olarak atandığı küçük bir kasabaya gitmeye hazırlanan Salih,müslüman olmayan bir kızı seven imam arkadaşı Mehmet'i kınarken başına geleceklerden habersiz herkesi imana getireceğine dair düşünceler içindeydi .Kasabada yaşadıklarıyla öğrendiklerini sorgulamaya başladığında bambaşka birisine dönüşürken,büyük bedeller ödeyerek uyanışı gerçekleştiğinde ise çok geç kalmıştır.Yaşadığı kimlik çatışmasında dışarıdan tanınan kimliği ile değil iç çekişmeleri, zayıflıkları ve tereddütleri ile kendini hiç tanımadığını net olarak görebiliyoruz.
Üçüncü hikaye Kabil,Habil ve Kabil hikayesini hatırlatıyor.İki yakın arkadaş Yusuf ve Celal'in çalıştıkları değirmende köylünün tüm
hasat parasını çalmalarıyla yoksulluktan kurtulacaklarını düşünürken canlarından olmalarının ibretlik ders niteliğinde kaleme almış.Açgözlü, kıskanç ve hırs içinde insan kendi rızıklarına karşı kördür.Başkalarının rızkına göz diker.Kötülükleri emreden nefsi kardeşini bile öldürecek kadar şeytana teslim olmuştur.Aklın efendisi olmak yerine öfkenin ve kıskançlığın kölesi olmaktadır.
Hayat yolculuğunda yol insanı ne kadar değiştirebilir ?Ya yanındaki insanlar ? Belki de kendi seçimlerimizdir bizi iyi ya da kötü yapan ne dersin?
Duyarlı bakışı, etkileyici anlatımıyla dokuduğu derinlikli hikâyeler, yüreklere dokunurken, tekrar tekrar okuma isteği yaratacak, uzun süre hafızalardan çıkmayacak.
Hayat ve insan manzaralarını iddialı ama bir o kadar mütevazi bir şekilde kaleme alan yazar bin asır geçse de değişmeyen dertlerimize,
toplumsal düzenin çarpıklıklarına,insanın içinde derin izler bırakan çaresizliklere ,
insanca yaşamak uğruna geçirdiği buhranlara dem vuruyor öykülerinde.Umutsuzların dünyalarını betimlerken haksızlığa uğrayanların, adalete hasret kalanların, güçsüzlerin, hayal kırıklığı yaşayanların,
umutsuzluğa kapılanların, öfkelenen, arzulayan, mücadele edenlerin, ihanete uğrayanların ve en nihayetinde bu hayattan istediğini alamayanların ya da almak için sürekli çabalamak zorunda kalanların,
kendine,topluma yabancılaşanların "BAŞKALAŞIM"la derinlikli ,iç hesaplaşmalı,
yüzleşmeli,bir çeşit insanlık dersi veriyor...