Puan vermedi·154 syf.····Okunma: 01 Aralık 2023 18:50 Son zamanlarda her okuduğum kitap için inceleme yazmaya başladım. Sonra kendi kendime bir anlaşma yaptım. Gerçekten beni etkisi altına alan kitaplar hakkında yazıcam ve daha sonra " Bir Adam Yaratmak" kitabını okumaya başladım. Bitirdiğim andan beri bu kitabın hakkını vererek nasıl bir inceleme yazacağımı düşünüyorum. Kitap tam anlamıyla bir şaheser. Yazar " Bu eserimi, bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı olduğum eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum... Ona olan zaafım, üstünde fazla konuşmamı yasak ediyor. Zaten hadiselerin sırrını, kaba saba formüller içinde harcamaya, ulu orta dogmalar yapmaya düşmanım." diyerek anlatmış.
Olay meçhul bir tarihte İstanbul'da geçer. Olaylar konak ve konakta yaşayan ahalinin etrafında şekillenir ve tabiki incir ağacını unutmamak lazım. Husrev meşhur bir tiyatro yazarıdır. Yazmış olduğu "Ölüm Korkusu" adlı oyun çok konuşulur. Eserde geçen olaylar bir kesim tarafınsan yazarın kendi hayatında yaşadığı şeyler olduğu düşünür ve bunun sonucu husrev araştırılmaya başlanır. Husrev okadar fazla dolmuştur ki artık, etrafındaki insanların onu anlamaması Husrev'i cinnet noktasına getirir.
Husrev her fırsat bulduğunda içindekileri haykırır, belkide en can acıtan haykırışı annesine karşıdır.
"Çünkü o babamdı. O bendim. O çoçukluğumdu. O her şeyimdi. Küçükken onun dibinde oynardım. Ona yaslanır, bulutları seyrederdim. Gölgesine sığınırdım. O benim dadımdı. O senden sonra en sevdiğim şeydi. En sevdiğim şeyden en büyük fenalığı gördüm. Babam kendisini ona astı. O benim yine en bağlı olduğum şey kaldı. Şimdi onu kestiniz. Ta dibinden, toprak hizasından kestiniz. Böylece dünyamı kesmiş oldunuz. Artık anlıyorum ki, dünyam, ta dibinden ve toprak hizasından kayboldu."
Tek solukta okunacak çok sürükleyici bir eser. Sayfaları çevirmeye başlayınca fark etmiyosunuz ne zaman son sayfaya geldiğinizi. Yazar ilk sayfada şöyle söylemiş "İyi ve kötü, söyleyemediğimi, iyi veya kötü eserim söylesin!" ve son sayfalarda bahsedilen ilk temsil gecesinde geçen diyalog şu şekilde;
İlk temsil gecesi, eseri seyrettikten sonra, Burhan Toprak, Peyami Safa, Mustafa Şekip ve daha birkaç Bâbıâli rütbelisi, Beyoğlunda 'Petsograd' pastanesinde oturuyoruz...
Burhan atılıyor:
- Bu bir eser mi, şaheser mi?...
Peyami susuyor...
Mustafa Şekip düşünüyor...
Bir cevap verilemiyor. Bir teşhise varılamıyor. Eser olmaya hayır, bu bir sıradan eser değil!..
Şaheser olmaya gelince...
Acaba, o da ne demek?..
Bu sözlerle bitiriyor yazar eseri. Bende kitabı okuyan arkadaşlara soruyorum.
Bu bir eser mi yoksa bir şaheser mi?