Edebiyat penceresinden bakacak olursak, avam tabiri ile, bir numara yok bu kadının yazdıklarında. Ama insanı yaka paça içine çeken adını koyamadığım bir büyüsü var eserlerinin. Sanki masasının başına oturmuş, almış kalemi eline, kimseye bir şey ispat etmeye çalışmadan, söz oyunları ve edebi süslemeler yapmaya uğraşmadan akıtmış mürekkebini kağıda. Sadeliğin zarafeti bu; samimiliğin, içtenliğin büyüsü…
Ben Seneler’in hayatımda başlattığı fırtınayı henüz üzerimden atamamışken, yeniden bir eserine yelken açtım. Kısacıktı, ama çok derin, çok anlamlı bir yolculuk oldu.
Annesini anlatıyor yazar. Onu dünyaya getirme sırası bende diyerek başlamış yazmaya. 1906’da Fransa’nın Yvetot kentinde doğmuş yazarın Annesi. 20. Yüzyılın başlarındaki Fransa’ya bir zaman yolculuğu yapıyoruz aslında. Etkileri yavaş yavaş dünyaya yayılan sanayi devriminin esintisinde, tüm dengeleri değiştiren dünya savaşlarının gölgesinde 20. yy Fransa’sı. 1900’lerin başında doğmuş bir kadının hayatı üzerinden savaşların ve ekonomik dönüşümlerin bir aile hayatı üzerinde ve haliyle toplum üzerindeki etkilerine tanıklık ediyoruz. Kadınların toplumdaki konumu, işçi sınıfının yaşamının perde arkası, cinselliğe bakış, toplumsal tabular, sınıflar arası farklılıklar… Bir anne-kız ilişkisinin ötesinde bir tarih kitabı, bir sosyolojik çalışma aslında eser.
Annie Ernaux’un eserlerinde yaşamına tuttuğu ışıkta yaşamından çok daha fazlasını görürsünüz. Okuduğum her eserinde onda dair kafamdaki bir parçayı daha tamamlamış olma duygusunu seviyorum.
Bazen Nobel ödülü almış olması’nın bende yarattığı plasebo etkisi mi acaba bu diyorum ama yok değil. Ben onu Annie Ernaux olduğu için seviyorum.
Daha okumadan seveceğimi biliyordum. Ve çok sevdim. Okuyun derim…
Bir KadınAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,885 okunma