Öncelikle bahse konu kitap ile aynı isimde filime de uyarlanmıştır. Youtube üzerinde var. Ancak kitapta , ailesi hakkında anlatılanları aile bireyleri yalanlayarak yazar ve film yapımcısı hakkında dava açmıştır.
1993 - 1994 yılında okumuş olduğumuz kitap, o günün televizyondaki yayınlanan tartışma programlarında dahi çıkmıştır. Yazar iddialarını sıralamış ancak belge sunamamıştır. Bir kaç programa daha çıkmış , burada kitapta anlatılan kişinin ailesi de yayına bağlanınca işler çığırından çıkmıştır. Hatta bu olay çoğu kitapta bile yerini almıştır. İnternetten araştırma yaptığınızda davanın karar ve esas numarasını bulabilir, yazar ve filmini uyarlayanların komik savunmaları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Teyit ve benzeri doğrulama platformlarında , kitap ve filim hakkında gerekli bilgilere ve o dönemde yazarın da çıktığı tartışma programlarındaki konuşmaların kayıtlarını inceleyebilirsiniz.
Kitap gerçekte yaşanmış olaylar diye okunmak yerine , hikaye kitabı olarak okunabilir. Akıcıdır ve konu ile ilgilenenler için içeriğindeki, doğru olmayan hikayeler hemen benimsenecektir.
Sonuç olarak , yazarın yüksek ihtimalle ve bariz şekilde propaganda amaçlı , kulaktan dolma ve kendi hayal gücü ile kaleme aldığı kitabı.
Ve ne yazık ki, bu tür vakalar oldukça fazla ülkemizde. Tarih ile bağdaşmayan, kaynaksız, delilsiz, saptırma amaçlı olarak yazılıp çizilen, piyasaya sunulan bu gibi materyaller içeriğinde çarpıtma ve uydurmalar yıllar sonrada devam ederek, bilgi kirliliğine bazı art niyetli kesimlerce malzeme olarak kullanılıyor.
O programlardan kesitleri yayınlayan teyit siteden bir küçük bir kısım ;
L.Pekcan – İdam kararının, mezarından çıkarılıp uygulandığı söyleniyor.
A.Özselçuk – Hayır, hayır! Hiç, yalan! Nasıl uyduruyorlar bunları, nereden çıkarıyorlar? Bu kadar iftira olmaz! Ne istiyorlar ölü adamdan?
M.Çamurcu – Filmdeki her olayın gerçek olduğuna inanıyorum. Gerçek olmasaydı zaten, ben onları filme aktarmazdım. Bu cesareti gösteremezdim. (Bir tarafta, kendilerine anlattığını iddia ettikleri çocukları ve torunları, elleri titreyerek, canlı yayında yeminler ediyor ama diğer tarafta M. Çamurcu neye inanıyorsa! hala yalanını savunabiliyor.)
L.Pekcan – Torunu şu anda yaşıyor, kızları da aynı şekilde…
M.Çamurcu – Başka torunları da var!
S.Elmas – Torunları kaynak gösteriliyormuş bu filmde. Böyle bir şey kesinlikle olamaz! Olmayan bir şeyi, torunları nereden söylesinler?
L.Pekcan – Kaç tane torunu var? Yakın ilişki içerisindeyiz diyorsunuz. Bunu söyleyebilecek bir torun çıkabilir mi?
S.Elmas – Hayır kesinlikle çıkamaz. Biz üç kardeşiz, teyzemin yine üç çocuğu var. Ölen kardeşlerinin kızı Buket Uzuner, kardeşi Salih Uzuner var. Böyle bir şey söyleyecek torun yok.
Reha Muhtar – Ateş hattı, bir kuşku bırakmamak için sadece bir torunla değil, diğer torunlarla da görüştü.
Gülgün Hanım – Evet, torunların hepsiyle yakın ilişki içindeyiz, torunları bizleriz. Hepsi Atatürkçü, milliyetçi insanlar. Biz dedemizin, her zaman Cumhuriyet hükümeti ve Atatürk hükümeti tarafından saygı gördüğünü duyduk annemizden. Annem 80 yaşındadır, Cumhuriyet İlkokulu’nu bitirmiştir. Dedem öyle Atatürk karşıtı biri olsaydı, herhalde kızını o devirde, karma bir ilkokula göndermezdi.
Reha Muhtar – Yine İbrahim Hakkı Efendinin kızının anılarına dayanılarak, filde gösterilen Kur’an gömme sahneleri ise, tartışmaların bir başka boyutunu oluşturuyor. Ezici çoğunluğu Müslüman olan bir toplumun, batılı emperyalist güçlere karşı verdiği Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, hepsi Müslüman olan önder kadronun veya onlardan güç alan başkalarının, kendi dinlerinin kutsal kitabını, nasıl toprağa gömdüklerini anlamak mümkün görünmesede, biz yine tarafları dinleyelim.
L.Pekcan – Bir belge gösteriliyor mu?
H.T – Altında kaynaklar vardı. Erzincan Günlüğü gibi bir kaynak göstermiştir.
L.Pekcan – Erzincan Günlüğü gibi? Peki, siz inandınız mı efendim? Böyle bir şeyi inanarak mı çektiniz?
H.T – Tabii ki.
L.Pekcan – İnanıyorsunuz?
H.T – Tabii ki.
L.Pekcan – Yani Kur’anların gömüldüğü, İstiklal Mahkemelerinin…
H.T – Olmuştur bunlar.
Reha Muhtar – Filmde bunların olduğu, yine İbrahim Hakkı Efendinin kızının, küçüklük anılarından aktarılıyor. Şimdi 83 yaşındaki o küçük kız, Ateş Hattı kameralarına şöyle konuşuyor.
Afife Özselçuk – Yalan! Hiç imkanı yok. O kadar insan gördü ki. Herkes ibadetinde. Camisinde. Evinde. Hiç öyle saklı bir şey yoktu Atatürk zamanında.
L.Pekcan – Siz evinizde, rahat rahat Kur’an okur muydunuz?
A.Özselçuk – Rahat, çok rahattık. Hatim okunurdu Ramazan’da. Hiç kimse bir şey demezdi.
L.Pekcan – Herhangi bir engel?
A.Özselçuk – Hiç, hiç bir engel yoktu. Herkes ibadetini yapardı, serbestti. Hiç gizli bir şey yoktu. Bunları nereden çıkarıyorlar böyle? Öyle sakal kesme falan, hiç imkanı yok. Kur’an gömülür mü hiç?
H.M.Cimilli – Hiç, hiç katiyen! Benim dedemin dedesinin Kur’an-ı Kerimleri var: Benim ablam (Afife Hanım) hafızdı. Erzincan’da, 30 Kur’an hafızı… Bütün Erzincanlılar bilir. Kimse, ‘hafız, niye okuyorsun?’demedi… Kocam, Allah rahmet eylesin, ilkokul din öğretmeniydi. Evde beraber namaz kılardık, Kur’an okurduk. Bir münakaşa oldu, dedim ki: ‘Yahu kim bizim Kur’an’ımızı topladı ki… Bak, dedemin Kur’anı işte burda!’
(Son olarak, l.Pekcan, İbrahim Hakkı Efendinin bir başka torunu ile konuşuyor)
L.Pekcan – Böyle bir şeyin varlığına siz inanabiliyor musunuz?
Bilgin Cimilli – Kesinlikle inanmıyorum.