·502 syf.····Okunma: 02 Aralık 2023 00:00 Pek çok özelliğimiz bizlere doğuştan gelmektedir. Örneğin itibar ya da sınıf farklılıkları 20. yüzyılın başlarında dünya üzerinde var olan sınıf ayrımı, açlığın ve fakirliğin ne raddeye geldiğini gözler önüne sermiş yazar. Jack Landon ana karakterimiz Martin’e de kendinden izler bırakmayı ihmal etmediğini görüyoruz, sonuç olarak o da bir denizciydi. Zaten yazalar kalemleriyle toplumun ruhunu kendi ruhlarıyla yansıtan insanlardır. Martin bir tesadüf sonucu gittiği evde gördüğü Ruth’a âşık olur. İlk karşılaştığı andan itibaren eski Martin olamayacağını anlamıştı zaten karakterimiz. Martin bahaneler bulup da Ruth’u ziyarete giderdi lakin bir sorun vardı. Her ziyaretinde aralarındaki sınıf farklılıklarını daha bir aşikâr görünüyordu Martin’in gözlerine. Martin kendini Ruth’a layık görmüyordu. ona göre o Haritası ve pusulası olmadan yabancı sularda sürüklenen bir gemici gibiydi. Bir aile kurmaya ayıracak zamanı ve kalbi yoktu. Oysa Ruth iyi bir eşi ve çocuklarını büyütebilecek imkânı hak ediyordu. Daha kendi boğazından geçecek lokmadan emin olmadan başkasının karnını nasıl doyuracaktı. Okumaya karar verdi güç, para, itibar Ruth’u yanında tutacak ne varsa hepsine sahip olmalıydı. Ruth Martin’e yardım etti. Martin okudu okudukça zihni açıldı farklı boyutları, insanları görmeye başladı. Sorun şu ki baktığı insanlar aynı ama gördükleri bambaşkaydı. Ruth ve Martin âşık oldular birbirlerine. Gerçek şu ki aşk mevzu bahis olduğunda ikisi de yalnızca birer çocuktu. Ne yaş ne sınıf farkı kabul etmeden herkese karşı onlar âşık oldular, nişanlandılar. Evliliklerinin önünde hiçbir engel yoktu, sınıf farkının dışında. Elimizde olmayan bir engel ne de çok karşımıza çıkıyor. Küçük ayağımıza batan bir diken misali çıkarıp atamıyor onunla doğuyor ve ölüyorsunuz siz değiştiğinizi dikeni çıkarıp atınca kurtulduğunuzu zannetseniz dahi aslında o dikenin izi hep sizinle kalıyor. Martin bir ev kiralamıştı. Kiraladığı evde yiyecek bir kuru ekmek dahi yoktu. Bu yoksullukta evin sahibi kadına bir söz vermişti çok para kazanacak ve ona bir çiftlik alacaktı. Martinin omuzlarındaki yük her geçen gün büyüyordu. Onu aile etkinliklerine götürmek isteyen Ruth ve takım elbisesini tefeciye borç para karşılığı veren Martin. Karakterimiz yazdığı her şeyi dergilere gazetelere gönderiyor. Onlardan gelecek parayı umutla bekliyordu. Yazdıklarına güveni sonsuzdu lakin sanki her şey herkes ona sırtını çevirmişti. Martin bir gün Ruth’un ailesinin akşam yemeklerinin birinden dönerken Russ Brissenden ile tanışır. Kendisi karakterimizin en yakın arkadaşı olmuştur fakat zamanla aralarına mesafe girmiştir. Bunun nedenini ileriki bölümlerde anlıyoruz. Bir gün elinde bir şiirle martinin kapısına gelir ve ona şiiri okutur. Martin ise bu şiiri okuduktan sonra şunları söylemiştir; Bir daha asla yazmayacağım. Ben balçıktan oluşan acemi bir ressamım. Sen bana gerçek sanatkârın ve zanaatkârın eserinin nasıl olması gerektiğini gösterdin. Brissende’ın sonraki bölümlerde öldüğünü çünkü hasta olduğunu görüyoruz. Martin ise bu efsanevi şiiri arkadaşının adıyla paylaşmış arkadaşı ne kadar ısrar etmiş olsa da bu şiirin heba olmasına izin vermemiştir. Bir gün ideolojik fikirleri üstüne tartıştığı bir akşam yemeğinde sosyalizmi sonuna kadar savunan aynı zaman da kitapta gördüğümüz yazarlardan birini savunuyor Martin. onun düşüncesiyle maalesef ki herkesinki aynı değil. Onun bu rejimi savunmasını istemeyen Ruth aynı zamanda artık bu fakir ve yoksulluğa dayanamaz ve martinden ayrılmaya karar verir. Martin çok üzülse de yazılarını yazmaya devam eder. Zamanla yazıları şöhret kazanmaya başlamıştır. Artık insanlar onun yüzüne bakıyor, onu akşam yemeklerine davet ediyordu. Daha kısa bir süre önce kimsenin yüzüne bile bakmadığı Martin’in şimdi herkesin ağırlamak için sıraya girdiğini görmek onu derinden üzüyordu. Eski cahil olduğu zamanları eski günlerini hatırladı. Okumaya başladıktan sonra insanların başka bir yüzünü şimdi ise bambaşka bir yüzünü görmüştü. Martin’in geçmişe duyduğu özlem şu an kazandığı paraya karşı duyduğu isteksizlik ve nefret her geçen gün katlanıyordu. Artık çok zengindi verdiği sözü tutmuş ev sahibine bir çiftlik dahi almıştı parası katlanmaya devam ediyordu. Martin ise derin bir boşluktaydı lizzie adlı eski sevgilisiyle tekrar karşılaşmış lizzie martine âşık olmuştu. Onun için gece okullarına gidiyor, eğitim görüyordu. Martin ona bakınca kendi eski günlerini bir kez daha hatırlamıştı yalnız artık martin âşık olmayacak kadar yorgun ve halsizdi. Ayrıca ruth da pişman olmuş martini görmeye gelmişti ama artık her şey için çok geçti martin Ruth’u son kez evine bıraktı ve bu onu son görüşü oldu. Son bir gemi yolculuğu yapacaktı martin. Suları, dalgaların ona öğrettiklerini özlemişti belki de bindi o gemiye. Bir an lizzie de yanında götürmeyi düşündü fakat o bile yolculuğu sağ salim bitirebileceğini ya da nereye gideceğini bilmiyordu. Gemiye bindikten sonra kıyıdan uzaklaştı. Gece olunca da kendini o özlediği sulara bıraktı martin ve son nefesini verdi.