Kitabı okurken sebebi bilinmeyen bir mahkeme süreci olduğunu rahatlıkla anlıyorsunuz. Zaten bu açık olan durum asıl konu değil. Biraz daha okudukça yazarın, dönemin hukuk sistemini eleştirdiğini düşünüyorsunuz. Ve uzun bir süre kayda değer pek bir olay yaşanmadığı için "kitap akıcı değil" diye düşünerek belki kitabı bırakıyor -bir daha okumamak veya uzun süre görmek istememe üzerine- ya da "bunun sonucu nereye varacak acaba?" diye okumaya devam ediyorsunuz.
Yarısından sonra daha akıcı bir üslupla karşılaşıyor ve sonunda bir yere varacak diye seviniyorsunuz. Fakat bir bölüm tamamlanmamış. İyi giden bir bölümü nasıl tamamlamaz diye yazara kızıyorsunuz. Oysa yazarın bu kitabı yayımlamak gibi bir isteğinin daha en başında bile olmadığını bilmiyorsunuz. O tamamlanmamış bölümden sonra kitabın işleyişi, yazılış tarzı öyle bir değişiyor ki; aynı yazarın yazıp yazmadığından emin olamıyorsunuz. Okuyor ve bitiriyorsunuz ancak kafanızdaki soruların birçoğunun cevaplanmamış olduğunu görüyorsunuz.
Üstte yazarın kitabı yayımlamak gibi bir amacı olmadığı yazdım. Öyleyse yazar kendine mi anlatıyor dönemin hukuk sistemini?
Eserin başkahramanı olan K. aslında Kafka'nın kendisi. Kitaptaki bilinmeyen dava ve süreci aslında Kafka'nın kendi zihnindeki mahkemesi. Dönem eleştirisini yaparken aslında zihninde dönenleri de eleştiren Kafka, kendi zihnini anlamlandırmak için bunu somutlaştırıyor ve sanki gerçek bir mahkeme süreci varmış gibi bunu yazıya döküyor. Kitabın işleyişi her ne kadar yavaş olsada sonu gayet çarpıcı bir şekilde bitiyor. Sonuna kadar dayanır ve anlamlandırabilirseniz kitabı okuyun derim. Yoksa da hayatınızda okuduğunuz en saçma ve zaman kaybı olarak nitelendireceğiniz kitaplardan olabilir.